Video Foto Galeri Yazarlar
28.6.2017 - Çarşamba

Şüheda DEMİR

SAMİMİLER OKUSUN

Kur’anı Kerimdeki bu kıssalardan biri aşırı giden, azgınlaşan Rablik ve İlahlık iddiasında bulunarak Tağutluğun zirvesine çıkan Firavun kıssasıdır. Şöyle demişti; ‘’Ben sizin en yücü Rabbinizim’’(Naziyet Suresi 24. Ayet)

2 Şubat 2017 15:21
A
a
Bütün Hamdler Gökleri yer ve her ikisi arasındaki emsalleri yokken var eden var etmekle kalmayıp yöneten hakimiyetin kayıtsız şartsız kendisine ait olduğu Allah azze ve celle’ye mahsusdur.

Salat ve Selam Tevhidi İnkilabın öncüsü örnek önder, kendisine itaat edilmediği, izinden gidilmediği sürece kurtuluşun mümkün olmadığı Hatemul Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v) efendimize Aline, Ashabına gayesi Allah c.c rızası derdi Allah c.c davası olan tüm mümin ve müminelerin üzerine olsun inşeAllah.

 Göklerin ve yerin hakimiyetini kontrolünde tutan her şeye gücü yeten Allah c.c. noksan sıfatlardan münezzehtir. Mülkü dilediğine veren, dilediğinden de çekip alan Allah c.c noksanlıklardan beridir.  İnsan Allah c.c yasalarına gözlemleyince şaşırır. O zulmü kendisine haram kılmış, kulları arasında da haram kılmıştır. Ayrıca her şeye de gücü yeter. Böyleyken zulmün tuğyanın ve tağutların akibetini geciktirir.

Kur’an ayetleri okunduğu, bu ayetlerde tağutların ve zalim kavimlerin akibetleriyle ilgili kıssalar incelendiği zaman Allah c.c bu geciktirmesinde birçok hikmet olduğu görünecektir. Onu kavrayan insanın yapabileceği tek şey Allah’ın hikmetine ve hükmüne boyun eğmek ve şöyle demektir; Allah’ım senin hükmüne karşı gelinmez.

Kur’anı Kerimdeki bu kıssalardan biri aşırı giden, azgınlaşan Rablik ve İlahlık iddiasında bulunarak Tağutluğun zirvesine çıkan Firavun kıssasıdır. Şöyle demişti; ‘’Ben sizin en yücü Rabbinizim’’(Naziyet Suresi 24. Ayet)

‘’Sizin için benden başka İlah tanımıyorum’’ (Kasas Suresi 38. Ayet) veziri Haman’ada şöyle demişti. Firavunda şöyle demişti; ‘’Ey Haman bana yüksek bir kule yap belki yollara göklerin yollarına erişirimde Musa’nın Tanrısını görürüm’’ doğrusu ben onu yalancı sanıyorum dedi. Böylece Firavuna yaptığı kötü iş süslü gösterilde ve yoldan saptırıldı. Firavunun tuzağı boşa çıktı.’’ (Mü’min Suresi 36.-37. Ayetler)

Firavun İsrailoğullarının erkek çoçuklarını öldürüyor, kadınlarının ise yaşamalarına izin veriyordu. Böyleyken onca zulüm ve azgınlığına rağmen yüce Allah niçin onun akibetini geciktirmişti.

İnsan biraz selim akıl sahibi olarak, tefekkür edince şu hususları algılar;
1-) Firavunun azgınlığı zulmü artıkça Musa (a.s)’ın Tevhid çağrısının kabulüne bir hazırlık oluyordu.
2-) Firavunun akibeti geciktirildi, çünkü halk hala onu yüceltiyor, kölelik hayatına sürdürmeyi tercih ediyordu.
3-) Firavunun akibeti geciktirildi, halkın önüne geçecek bir liderlik yoktu.
4-) Firavunun akibeti geciktirildi, çünkü hakkın sancağını taşıyacak kimse yoktu.

Çöl kıssasına baktığımızda İsrailoğullarının başından geçen çöl kıssasında akıllara durgunluk veren, insanı hayretler içerisinde bırakan gelişmelere tanık oluyoruz. Yüce Allah Musa a.s aracılığı ile Firavun ve beraberindekileri helak edip, Musa a.s ve beraberindekileri denizden karşı kıyıya geçirdikden sonra Musa a.s Rabbinin emriyle sina dağına gitti. Döndüğünde kavminin buzaya tapmaya başladığını gördü. Nihayet bu hatalarından dolayı bağışlamaya mazhar olduktan sonra elçileri, kutsal kasabaya girmelerini emretti. Ama onlar bu emre uymayarak şöyle dediler; ‘’Orada zorba bir toplum var.’’ (Maide Suresi 22. Ayet) ve şunu söylediler; ‘’Ey Musa onlar orada bulunduğu müddetçe, bizler oraya gitmeyeceğiz, şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız dediler.’’(Maide 24)

Bunun üzerine yüce Allah emre karşı çıkmalarının cezası olarak 40 sene boyunca çölde şaşkın, şaşkın dolaşmaya mahkum etti. Yüce Allah bu zaferi niçin geciktirdi? O bu kasabada zorba bir kavim olan Amaliklerin bulunduğunu, Amaliklerin yeryüzünde bozgunculuk çıkaran Hakkın risaletine tabi olmayan bir kavim olduğunu buna karşılık İsrailoğullarının hakka uyduklarını Musa a.s tabi olduklarını biliyordu. Buna rağmen niçin Tevhid ehlinin hak ashabının eliyle fetih geciktirildi? Niçin batıl fesat ve heva ehlinin iktidarlarını iyice pekişmesine izin verdi.  İmanı bir perspektifle bu akılların kavramakta aciz olduğu  ilahi yasa üzerinde durup bu musibetin kaldırılmasının gecikmesinin diğer bir ifadeyle müminlerin zaferlerinin geciktirilmesini irdelersek bu sebeblerin en önemlilerini şöyle sıralamak mümkündür;

1-) Bunun bir sebebi; yüce Allah’ın İsrailoğullarını rahat yaşamaktan zorluklarla geçen sert bir hayata alıştırmaktır. Çünkü İsrailoğulları Firavunların saraylarında rahat bir hayata alışmışlardı. Bir anlamda konforlu bir hayatları vardı.

2-)  Yüce Allah hayatları açısından başkasına güvenip dayanmaktan kendine güvenip dayanmaya alıştırıyordu onları. Çünkü çölün ortasında Firavun medeniyetinin gelişmiş savaş araçları at arabaları bulunmuyordu. Bundan dolayı İsrailoğulları yol kesicilerden zaman zaman oradan geçen kabilelerin saldırılarından kendilerini korumak için savaş araç gereçlerini icat etmek zorunda kaldılar.

3-) Bunun bir sebebi de çölün dondurucu soğuğu ile kavurucu güneşinin etkisinin yaşamalarını, çölün ağır koşullarını tatmalarını , böylece başkalarının çektikleri acıları anlamaları ve içinde bulunulan durumu değiştirmenin zorunlu olduğunun bilincine varmalarıdır. Çünkü acı çekmeyen biri, toplumsal bir değişimin zorunluluğunu hissetmez. Çünkü her şey zahmetsiz olarak önüne gelmektedir.

4-) Bir sebepte musibetin acısını hissetmelerini ve istiğfar ederek yalvararak Allah’a sığınmalarıdır.

5-) Bir sebepte tağutların (haddini aşmışların) ve onların yardakçılarının baskılarına maruz kalmadıkları için en küçük bir kişilik bozukluğu bulunmayan bir neslin ortaya çıkmasıdır. Sadece Allah’a iman eden ve Hak Ma’bud’dan başkasına kulluk etmeyen bir nesil.

Kur’anı Kerim de yer alan bu kıssalarla konumumuzu ve durumumuzu karşılaştırdığımız zaman ilginç benzerliğe tanık oluruz ve şu soruyu tekrar tekrar sormaktan kendimizi alamayız. Yüce Allah niçin şimdiye kadar göğüslerimizin üstüne çöken bu tağutların (haddini aşanların) zevalini tükenişini geciktirmektedir?

Bu arada bunun sebeplerinin büyük bir zekayı gerektirmeyecek kadar açık olduklarında görürüz. Sebepleri şöyle sıralamak mümkündür;

1-) Hala tağutları alkışlayan, onları tasdik eden insanlar vardır. Oysa tağutların tarihleri yalanla, kanla ve ihanetle doludur. Bu tağutlar sırf İslam adı altında veya milliyetçilik yahut Araplık bayrağını yükselttikleri için bir çok insan onlara inanmakta ve ‘’yaşasın….’’ Naraları atmaktadır.

2-) Müslümanlar birbirimizi sevmiyoruz. Aksine birbirimize yönelik duygularda nefret ve kin baskındır. Birbirimize yönelik kinimiz her türlü duygusal bağı kesip atacak güçtedir.

3-) Emperyalistlerin oluşturdukları bölgecilik iliklerimize işlemiş, damarlarımızda kanımızla beraber akmaktadır. Dostlarımız veya düşmanlarımız buna göre belirginleşmektedir. Sorunlarımızı çözümlemeye çalışırken yükselttiğimiz bayrak anlayışı budur.

4-) Birbirimize olan sevgimiz yok olmuştur. Ümmet birbirinden kopuk vaziyettedir. Bütün dünyada akan Müslümanların kanıdır. Ama Müslümanlar birbirlerinin akan, kanından habersizdir. Haberi olsa da ilgisizdir. Artık bütün duyarlılığımız bölgesellişmiştir. Bazılara da bunun tersini düşünmektedir.

Rasulullah’ın (s.a.v)  sözünü ettiği duyarlı bedenin yerinde yeller esiyor. ‘’Ümmetin bir bedenin uzuvları gibidir. Biri acıdımı diğer organlarda aynı acıyı hisseder. (Buhari)

Diğer bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: ‘’ Birbirine kenetlenmiş bir bina gibidirler.(Buhari) Bu tanımlamalar artık yoktur; şu anda ümmet taş üstünde taş kalmamış yıkık bir duvarı andırıyor. Eski halimizden eser kalmamış.

5-) Marufu emretmeyi ve münkeri yasaklamayı terk etmiş bulunuyoruz. Oysa bu nitelikti bizi dünyanın önderleri kılan, Nitekim yüce Allah kitabında şöyle buyurmaktadır. ‘’Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a ınanırsınız.’’ (Alim İmran 110)

Görüldüğü gibi bizi dünyanın önderleri olmaya aday kılan ilk özelliğimiz münkeri reddedip marufu emretmemizdir. Ama şuanda kötülük işleyen insanlar karşılarına çıkıp bu kötülüğe engel olacak tek kişiye rastlamamaktadırlar. Buda bir çok tağutun bizim hayatımızda ‘’azgınlaşarak egemenlik kurmasına sebep olmaktadır. ‘’Firavun kavmini aşağıladı, onlarda ona itaat ettiler.’’ (Zuhruf 54)

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: ‘’ Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin, bunada gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin. Bu ise ‘’imanın en zayıf noktasıdır.’’ (Müslim)

6-) İçimizde ilim öğrenmeye yönelik yüksek hikmet duygusu ve irade bulunmamaktadır. Bu yüzden aramızda cehalet yaygınlaşmış, artık ümmetin genel özelliği cahillik olmuştur. Bilinç adeta dumura uğramıştır. Tağutlarda bu cehaleti fırsa bilerek bize eziyetin, baskının en ağırını uygulamaktadırlar. Ümmetin düşmanları bu cehaleti kullanarak bizi adeta homurdanmaktan başka bir şeyden anlamayan sürüler gibi gütmektedirler.

7-) Dünyada yoğun bir ilgi göstermekteyiz, bütün ömrümüz dünyalık peşinde koşmakla geçiyor. Şu yeryüzünde varoluşumuzun en büyük gayesini unutmuşuz. Allah’a kulluk etme görevimizi aklımıza bile getirmiyoruz. ‘’Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’’ (Zariyat 56) Bu  yüzden sebeplere kulluk ediyor, sebeplerin Rabbini unutuyoruz. Dünya ile bu şekilde ilgilenmemizin neticesinde zaafa uğradık, bir çoğumuz hayvanlar gibi, hatta onlardan daha aşağı olduk.(Araf 179) Allah c.c rahmet ettikleri müstesna. ‘’Kullarımdan şükreden pek azdır.’’ (Sebe 13)

8-) Allah’ın rızasına yaklaşma çabasının azlığı, Nice faziletlilerimiz vardırki beş vakit namaz, ramazan orucu, hac kazandıran ibadetleri terk ediyorlar. Kutsi bir hadiste şöyle buyurulmuştur; ‘’Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, nihayet bende onu severim.’’(Buhari) Bu yüzden Allah’ın sevdiği işiten kulağı, gören gözü yürüyen ayağı olduğu kimseler çok azdır aramızda, Dua eden çok olduğu halde duanın kabulu azdır. Çünkü Allah’a yaklaşma amaçlı ibadetler az, günahlar ise alabildiğine çoktur. Çoğu zaman Allah sevgisinin neticeleri gerçekleşmemektedir. ‘’Benden ister istemez, ona veririm’’ (Buhari) Allah’a yakarmamız realitede görünmemektedir.

9-) Davetçilerin kendi aralarında ihtilaf etmeleri. Bunlar ümmeti bu çöküşten kurtarmaya aday kimselerdir. Buna rağmen aralarındaki tefrika, uzaklık ve ilgisizlik düşündürücüdür.

10-) Allah’ın haram kıldığı şeylerin pervasızca çiğnenmesi karşısında duyarlılk diye bir şey kalmamıştır. Bir çoğu Nefsim… Nefsim… beni nefsi ilgilendirir. Başkasından bana ne… demektir.

Üzerimizdeki musibetin kalkmamasının gecikmesinin Müslümanların uğradığı felaketin bir türlü son bulmamasının bazı sebepleri bunlardır. Düşünce ve pratik olarak Allah’ın sistemine gerçek anlamda yönelmediğimiz bizi ahtapot gibi saran bu zayiflıktan kurtulmadığımız, Allah’a geri dönmesiz bir tövbeyle dönmediğimiz sürece Allah’ın üzerimizdeki bu belayı kaldırması mümkün değildir. Çünkü bir ayette şöyle buyurulmuştur;
‘’Bir kavim kendisini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. (Rad 11, (Muhammed 7)

Rabbim hakkı hak bilip baka sarılan, Batılı batıl bilip batıldan uzaklaşan kullarından eylesin, İnşallah

Selam ve Dua İle..

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder