Video Foto Galeri Yazarlar
27.3.2017 - Pazartesi

Sevde GÖK

MÜ'MİN ERKEKLERİN BEY'AT'I (4)

ERKEKLERİN, ALLAH c.c VE RASULÜ'NE (s.a.s) BEY'AT'ININ ŞARTLARI.

9 Aralık 2014 18:11
A
a
Hz.Peygamberimiz, efendimiz s.a.s,'in 2.Akabe Bey'at'ıyla aldığı Bey'at içinde belirttiği şartları,incelemeye çalışalım:
''Bana enerjili halinizde de bitkin halinizde de,dinleyip itaat etmek,darlık ve rahatlık anınızda -ihtiyaçlıya-infak etmek,iyiliği emredip kötülükten sakındırmak,hakk sözü hiç bir ayıplayıcının kınamasına aldırmadan söylemek,size geldiğimde bana yardımcı olmak,kendinizi,hanımlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumaya söz vermek üzere Bey'at edinz ki,cennet de sizin olsun.'' (Zaâd'ül Mead,c.3/sh.1050)
''İyiliği emretmek,kötülükten sakındırmak.''
Mü'minlerin annesi Aişe(r.anha)'dan rivayetle Rasûlullah s.a.s şöye buyurdu;
''Sizin (halkı hidayete)davet edip de çağrınıza icabet(veya sizin dua edip de kabul)edilmeme durumu olmadan önce (insanlara),iyi şeyleri emrediniz ve fena şeyleri men'ediniz.'' (1)
İnsanları hayra çağırmak,işledikleri kötü durumlardan uzaklaştırmak için çaba sarfetmek,her muvahhid mü'minin imanî görevidir.Gerek erkek olsun,gerek kadın olsun,iyiliği emretmek ve kötülüğü sakındırmakla yükümlüdürler. Tevbe suresi,71.Âyet'te buyurulur:
<<    Erkek ve kadın müminler, birbirlerinin yardımcısıdır; iyiliği emrederler, halkı kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Peygamberine itaât ederler. Allah'ın rahmet edeceği insanlar, bunlardır. Şüphe yok ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir. >>
Kurtuluşa erecek olanlar da yine onlardır ki,temiz şeyleri helal,murdar şeyleri haram kabul ediyor,bunu da diğer insanlara ulaştırıyorlardır.A'raf suresi,157.Ayet'te buyrulur:
<< Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte selamete erenler  onlardır.>>
Bu vazifeyi ifâ eder,ve Rasul s.a.s 'un izince giderler,ise kendilerine yardımcı olarak Allah c.c yeter;
<<Rasûlum ,Sana da,Senin izince gidenlere de Allah yeter.>>(2)
İyiliği emretmek,kötülükten  nehyetmek,devlet eliyle yapılması gereken güç isteyen bir ibadettir aynı zamanda.Yeryüzü Allah'ındır.İmtihandan geçirdiği,sabırlarını sınadığı mü'min kimseleri,dilerse yeryüzüne mirasçı kılarda,iktidar sahibi yapar.Güç olmuş,yani devletleşmiş Emiru'l mu'minin  ve yardımcıları olan mü'minler,Allah'ın kendilerine nasib ettiği iktidarÎ güçle ,insanları işledikleri kötülüklerden emr yoluyla men ederler.İyilik ve güzellikleri de emrederler.Kendilerine Allah'ın indirdikleriyle hükmeden,iyiliği emreden kötülüğü yasaklayan idareciye(imama)mü'minlerin erkekleri ve kadınları ,Nisa Sûresi 59.âyeti hükmü gereğince itaat ile yükümlüdürler.Mü'minlerin imamı ve bütün mü'minler Allah'ın haram kıldığını haram tanımayanlarla,Allah c.c tarafından Tevbe Suresi 29. âyet'i hükmü gereğince savaşmakla emrolunmuştur.İnsanları,önce darlıkla sonra bollukla sınayan Rabbu'-âlemin daha sonra da önce zalim yöneticilerin hakim olduğu ve inananlara zulmettiği hâl üzere sabrını sınıyor ki,imanlarından taviz verip vermeyecekleri anlaşılsın,mü'min ile kâfir ayrılsın.Daha sonra ise yeryüzüne mirasçı kılarak,islâmî bir devlet yönetimi nasib ettiği bir halde imtihandan geçiriyor.
A'raf Sûresi,128 ve 129.Âyet'lerde mealen şöyle belirtiliyor;
<<Musa,kavmine: ''Allah'dan yardım isteyin,katlanın.Şüphesiz ki,yer Allah'ındır.Ona kullarından kimi dilerse mirasçı yapar.Sonuç ise(fenalıklardan) sakınanlarındır.
(İsrailoğulları): ''Biz,dediler,sen bize (Peygamber olarak)gelmezden evvel de,bize geldiğinden sonra da işkenceye dûçar edildik.''
(Musa şöyle) dedi: ''Umulur ki,Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek,sizi bu yerde hükümdar yapacak da,sizin nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.>>
Anlıyoruz ki,zalimlerin yönetimi içersinde ,taviz vermeden ilerler isek,Medine'ler nasib nasib olacak inşallah.Fakat imtihan bitmiyor,âyet'te belirtildiği gibi '' sizi bu yerde hükümdar yapacak da sizin nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.''Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya,Allah'ın hakimiyyeti  sağlanıncaya kadar savaşmakla emrolunan mü'minler,devlet olmak nasib olunduğunda,Allah'ın haram kıldığını,müslümanlara haram kabul ettirecekler mi?
Gayr-''i İslâmî şirk düzeninde ma'ruf (iyilik) ve münker(kötülük) vazifesi ne şekilde ilerledi.İslamâmın hakim olduğu düzende ne şekilde ifâ edildi.Her halukârda imtihandayız.Tâ kî,zalim yöneticiye hakkı hakırabilmek''kanun koymaAllah'a aittir,size değil '' diyebilmek...Tıpkı Fir'avnun karşısında ''Alemlerin Rabbine,Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik ''diyen,aşikar olarak bir beşerin sahte rabliğini reddettiklerini cesurca haykıran sihirbazlar gibi.Ucunda öldürülmede olsa ki,bu mü'minler için şerefli bir şehadettir...Hz.Hamza(r.a)'nın şehadeti gibi...
Cabir (r.a)'ın rivayetiyle önderimiz Rasûlullah (s.a.s )şöyle buyurur:
''kıyamet günü Allah katında şehidlerin efendisi,Abdulmuttalib oğlu Hamza ile,zalim bir idareciye,ayağa kalkarak ona iyiliği emredi kötülüklerden sakındıran ve bu yüzden o idarecinin öldürdüğü kimsedir.''
Kendilerine devlet (iktidar,güç) nasib olunan ve şımarmayarak dosdoğru namaz kılan,zekât veren ,doğru yolda dosdoğru ilerleyen mü'minler,Hacc Sûresi'nin 41.Ayet'iyle övülmüşlerdir.
<<Onlar(0 mü'minlerdir ki,)yeryüzünde kendilerini yerleştirir,iktidar sahibi kılarsak,dosdoğru namazı kılar,zekatı verirler,ma'rufu emrederler,münkerden sakındırırlar.Bütün işlerin sonu Allah'a aittit.>>
İnsanlar iyiliğe (yani islâm'a)çağrılırken Kâfirûn Suresiyle konulan tavır,net bir şekilde konulmalı ve asla İslâm'dan taviz verilmemelidir.En ufak kötülük,haramın en azı dahi taviz vermek olur ki,bu da davetçi iin ateş haline dönüşür.Rabbimiz Allah c.c,Kalem Sûresi 9. âyetinde,onları İslâm'a davet ederken müşriklerin istediği tavrı(hoşgörü)şöyle açıklamıştır,
<<Onlar arzu ettiler ki,Sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık göstersinler.>>
yumuşaklık göstermekteki gayenin,taviz vermek,hoşgörü içersine girmek vs...olduğu aşikardır.''azıcık içkiden,azıcık faizden ne olur ? vs...gibi isteklere karşı güya hoşgörü adıaltında görmezlikten gelmek...
Oysa Rabbimiz Allah c.c,Tevbe Sûresi 123.âyette;
<<Onlar sizde bir sertlik bulsunlar....>>emriyle,ne kadar ciddi olunması gerektiğini,İslâmın hükümlerinden,asla küçük birtaviz,bir yumuşaklık gösterilmemesi gerektiğini belirtiyor.(3)
Ve tekrar ilâhî kaynaklı bir mesaj:
<<Şimdi sen ne ile emrolunuyorsan(kafalarını çatlatırcasına) apaçık bildir.Müşriklere aldırış etme.>> (4)
''hakk sözü hiç bir ayıplayıcının kınamasına aldırmadan söylemek''
Ayıplayıcının kınamasına aldırış etmemek...
<<Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, O onları sever, onlar da O'nu severler. O toplum mü'minlere karşı alçak gönüllü, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı, onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsız olup, herşeyi bilendir.>> (5)
Kınayıcıların kınamasına aldırış etmemek ile ilgili olarak Ebu'lAl'â Mevdudî şöyle bir açıklama yapmaktadır;
''Bu korkusuzca,Allah'ın yolundan gidecekleri ve O'nun hükümleri doğrultusunda davranıp,bunlara göre neyin doğru,neyin yanlış olduğunu ilan ederek,karşıtlarının muhalefet,sansür,eleştiri,itiraz ve alaylara hiç mi hiç aldırmayacakları demektir.Onlar halkın görüşü İslâm'a aykırı da olsa,dünyanın kınama ve alaylarına maruz kalsalarda samimi olarakdoğruluğuna inandıkları İslâm'ın yolunda korkusuzca giderler.''(6)
Şehid Seyyid kutub (Allah ondan razı olsun inşallah),şunları ifade ediyor.
''Onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayıcının kınamasdan çekinmezler.Rabbinin sevgisine sahip olanlar,insanların kınamasından neden korksunlar?...Onlar,Allah'ın kanununa tâbî olurlar ve hayat için koymuş olduğu nizama bağlandıktan sonra ,insanların alışkanlıklarına,cahiliyyet anlayışına,nesillerin örf ve adetlerine neden bağlı kalsınlar?Ölçü ve hükümleri,insanların arzu ve heveslerinden olan yardım ve desteği onlardan bekleyenler ancak insanların kınamasından korkarlar.Fakat,insanların heveslerine,şehvetlerine ve değerlerine hakim kılması için,herşeyi  Allah'ın ölçüsüne ,mikyasına ve değerlerine irca eden,kuvvet ve izzetini Allah'ın kuvvet ve izzetinden alanlar,insanlar ne derlerse desinler,ne yaparlarsa yapsınlar aldırmazlar...
İnsanlar ne durumda olurlarsa olsunlar...Realiteleri ne olursa olsun...Medeniyetleri,ilimleri,kültürleri ne dereceye gelirse gelsin,onlaratesir etmez!...(7)
Hak Din İslâm'ı yaşarken verilen mücadelede,en önemli birinci bölüm,ilim ile cihaddır.İnsanlara ilim üzere gitmek ve onları dünya ve ahiret saadetine çağırmak,kınayıcılara,aşağılayanlara aldırış etmeksizin büyük bir sabır gerektirmektedir.
Kınayıcılara aldırış etmeksizin cihada devam,Furkan Suresi 52.âyette şöyle beyan edilmektedir:
<<Sen kâfirlere uyma,onlara karşı Kur'an ile büyük bir cihad ile cihad et.>>
Özellikle son yüzyıl içersinde,bir yandan siyonistlerin,biryandan misyonerlerin İslâm âlemi üzerinde gerçekleştirdikleri kültür emperyalizmi,müslümanları dininden uzaklaştırmıştır.Zihinlerde batı hayranlığı gerçekleştirilerek,inananlar, inancından ötürü utanır hale getirilmişlerdir.Rasulullah s.a.s'ın sünnetlerini yaşaması gereken müslümanın,İslâmî kılık kıyafetinden tutun da,eğitimine,arkadaş çevresine varıncaya kadar batıyı taklit ettiğini,değil dinini tebliğ etmek,yaşamaya bile utanır hale getirmeyi başardıklarını gözlemlemekteyiz.
Batılılar,silah gücüyle,iktisadi yönüyle sömüremedikleri müslümanların gençlerini,kendi ülkelerinde yetiştirerek,müslümanların çoğunluk olduğu ülkelere göndermek sûretiyle kültürlerini empoze etmeyi başarmışlardır.Batılıların kültüründen kurtulmak için Kur'an'a,islâm'a yönelmek,izzeti ve şerefi vahiy ilminde,islamkültüründe aramak kaçınılmaz zorunluluktur.Yukarıdaki âyet'te ifade edildiği gibi kâfirlere uymaksızın Kur'an ile büyük bir cihad gerçekleştirilmelidir.İşte bugün inancımız gereği ayıplanan fakat ayıplayanlara aldırmadan hak yolda ilerleyen bir topluluk oluşmaya başlamıştır Allah'ın zniyle... Rabbimiz Allah c.c ,bu toğluluğun çoğalmasını,ilmi çalışmaları artırmasını nasib eylesin...amin.
Kınayıcının kınamasına aldırmaksızın,Rabbinin yolunda cihadı kuşanan muttakî müslüman,yenilgiyi,aşağılanmayı,eziyetlere maruz bırakılmayı da göze alarak ilerlemelidir.Bilmeli ki,mü'minler,her halukârda yenilgide veya zararda değildir.Bedir'leri  yaşar savaı kazanırlar,Uhud'ları da yaşar kaybedebilirler.Ancak bu kaybediş,diriliş için,şehidler vermek için tekrar bir uyanışa vesîle olur.Savaşlarda kazanmalar sırayla yer değiştirebilir.
Rabbimiz Allah c.c,(mealen) şöyle buyurur:
<< Eğer size («Uhud» de) bir yara değmiş bulunuyorsa («Bedir»de) o kavme de o kadar yara değmişdir. O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında (gâh lehlerine, gâh aleyhlerine olmak üzere elden ele ve nöbetleşe nöbetleşe) döndürür dururuz. (Bu da) Allahın (ezeldeki) ilmini îman edenlere açıklaması, içinizden şehîdler edinmesi, mü'minleri tertemiz yapıb kâfirleri (murdar ölümle) helak etmesi içindir. Allah zâlimleri sevmez. >> (8)
Evet,Uhud'ları yaşamak ilk etabda üzücü gelebilir,ama Allah c.c,kullarının mü'min olanıyla,münafık olanını ayırt etmek ister. (9) içlerinden bir kısmını veya dilediğini şehidler edinmek ister.Bu yüzdendir ki, mü'minler Uhud'u yaşadığı için üzülmemeli.Uhud'u yaşadığımız 21.yüzyılda bize düşen vazife,daha bilinçlenerek,maddi manevi daha güçlü,kuvvetli,daha ilim ehli,daha akıllı  bir şekilde toparlanmak,bu toparlanmayı hızlandırarak,Hendeklere hazırlanmak...Kınayıcıların kınamasını kulak ardı edip azimle Hendekler hazırlamaktır...Tâ kî,küfür milleti,topyekun hendeklerde boğulsun,helak olsunlar biiznillah...
Evet müslüman.eğer kınanıyorsan,bil ki,doğru yoldasın...
<<Gevşemeyin,üzülmeyin.Eğer inanıyorsanız en üstün sizsiniz.>> (9)
----------------------------------------------------------
Dip not:
1-Sünen-i ibn Mace,Kitâbu'l-Fiten,B.20,Hds no:4004
2-Enfâl,8/64
3-(burada kasdedilen tamamen tebliğci tarafından  ,helal haram hukukundan,şer'i hükümlerden taviz verilmemesidir,yoksa islâm devleti olunduğunda devlet olarak başka ülkelerle,topluluklarla yine islam devleti  ve müslümanların maslahatı  çerçevesinde,emiru'l mü'mininin yapacağı antlaşmalar kasdedilmez.)
4-Hicr,15/94
5-Maide,5/54
6-Mevdudî Tefhimu'l-Kur'an,çev.Nazife Şişman ve diğerleri,ist.1991,c.1,sh.494.
7-Seyyid Kutub,Fîzilal-il Kur'an,çev.M.Emin Saraç ve diğerleri,Hikmet yay,ist.1986,c.4,sh.305
8-Âl-i imran,3/140-141
9-Âl-i imran,3/142,Enfal,8/37
-------------------------
DEVAM EDECEK İNŞALLAH.

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama