Video Foto Galeri Yazarlar
30.5.2017 - Salı

Sevde GÖK

MÜ'MİN ERKEKLERİN BEY'AT'I (2)

ERKEKLERİN, ALLAH c.c VE RASULÜ'NE (s.a.s) BEY'AT'ININ ŞARTLARI.(2)

20 Ekim 2014 23:44
A
a
ADİYAT SÛRESİ'NDEN MÜ'MİN ERKEKLERE MESAJLAR...
 
"Andolsun o harıl harıl koşan (at) lara, o çakarak ateş çıkaranlara, sabahleyin baskın yapanlara, derken arada (ayaklarıyla) tozkoparanlara, bununla bir topluluğun ortasına dalanlara. Muhakkak insan Rabbine karşı nankördür. Hiç şüphesiz o buna hakkıyla şahittir. Gerçek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır. Hala o (hakikatı görüp)bilmeyecek mi? Kabirlerin içindekiler(eşilip) çıkarıldığı zaman, göğüslerde ne varsa onlar da derlenip toparlandığı (zaman). Hakikat o gün Rableri onlar (ın her halin)den elbette tamamıyla haberdardır." (100/Adiyat, 111)
Bu sûrede, insanın gözünün önüne savaş sahnesi canlandırılmakta, iman kuvvetinden mahrum olan boş ruhlar hatırlatılmakta ve adeta uyandırılmakta ve uyarılmaktadır.
Âdiyat Sûresi'nin birinci âyetinden beşinci âyetine kadar ki bölüm için, müfessirlerin bir kısmı mustaz'aflara saldıran düşmanlar olarak ele alıyor. Bir diğer kısmı da inananlar topluluğunun düşmana hücumunu anlattığını izah etmeye çalışıyor.
Yaşamakta olduğumuz, küfrün hakim olduğu cahiliyye asrında her iki açıdan ele alabilmemiz mümkündür. Düşmanın saldırısı olarak ele alırsak, tağutların hakim olduğu yeni dünya düzeninde, zulme uğrayan ezilen, sömürülenler açısından doğru isabette bulunmuş oluruz.
İnananların gaflete daldığı, mal, mevki sevgisine düştüğünden bu yana, dünyanın dört bir tarafında Müslümanlara baskınlar yapıldığını, bir topluluğun ortasına dalarak, o topluluğun darmadağın edildiğini gözler görerek yaşamaktadır.
Âyet'te, harıl harıl koşanların atlar olduğu belirtilmektedir. O zamanlarda savaş aracı olarak kullanılan atlar, develer veya fillerdi. Zamanımızda fillerin yerini tanklar almıştır, kılıçların yerini silahlar, kaleşnikoflar, atların yerini cipler, ebâbillerin yerini helikopterler, uçaklar almış durumdadır.
Teknolojinin ilerlediği çağımızda,''o çakarak ateş çıkaranlara'' âyetinin mânâsı daha bir netlik kazanmış durumda. Kıvılcımlar çıkaran etrafa ateş saçan savaş aletleri !.....
Bu aletlere sahip çağın kafir,zalimleri, zayıf bırakılmış inananlar topluluğuna vahşice saldırmakta, her girdiği beldelerde ortalığı birbirine katmaktadır. Kâh aşikar olarak, kâh sinsice ilerlemekte, sinsice olarak teknolojiyle bütünleşmiş dünya malını, kalplere, hayatlara sokmaktadırlar.
Cenâb-ı Allah (c.c), insanoğlunun emrine âmâde olması üzere, toprağın altında bulunan demiri yarattığını ve bunda insanlar için faydalar bulunduğunu Hadid sûresi'nin 25. âyetinde mealen şöyle belirtir;;
"........ ve, kendisinde hem sertlik, hem insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik..." Hemen hemen demirin kullanılmadığı eşya yok gibidir. Dünyevî eşyalar için zarurî bir ihtiyaç olarak görülmekte ve faydalanılmaktadır. Aynı zamanda savaş aletlerinde de kullanılan zarurî ihtiyaç olduğu malum... Demiri ustaca kullanarak savaş aletleri hazırlayan batı âlemi, bu aletleri her şekliyle ve her yönüyle yenidünya düzeninde, tüm dünyada tek söz sahibi olmak için kullanmaktan çekinmemektedir. Allah (c.c)'ı, kanun koyucu yegâne Rabb ''olarak kabul etmeyen, ''insanlara, Yaradan değil, biz hükmederiz'' diyen çağın firavunları, ekonomik ve kültür emperyalizmini gerçekleştirmekle yetinmeyerek, tıpkı daha önce yaşayan hem fikir zalimler gibi, ellerindeki bütün savaş aletlerini mazlumlar üzerinde kullanmakta ve bundan zerre kadar vicdani rahatsızlık duymamaktalar. Yaradan Rabbine karşı nankör olan insandan, kullara karşı insan hakları veya saygı elbet beklenemez.
Kendisi için fitne sebebi olan mal sevgisinden dolayı, hem dünyasında iktidarı kaybetmiş, hem de ahiretini mahvetmiş olan Müslümanlar uyanmalı, artık gerçekleri görmeli, hakkı ve batılı ayırt etmeli zafere ulaşmanın yollarını aramalıdır koşmalıdır. Yeryüzünün halifesi olmakla görevlendirilen ve kendilerine ciddi boyutlarda sorumluluk yüklenen Âdemoğlu, tağutu reddederek, Melik'imiz olan bir Allah(c.c)'ın hükümlerini tüm yeryüzüne hakim kılmak, barışı yalnız Allah adına sağlamak için cihada koşanların safına katılmak zorundadır. Gayri İslami hükmeden şeytan ve şeytanilere karşı, hor ve zelil bir halde teslim oluncaya kadar mücadele vererek tüm kollarını kırmalıdır. Bunun için önce sağlam sarsılmaz iman ve imanının gereği salih ameller işlemek kaçınılmaz sorumluluktur.
"Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere (müstaz'aflara) lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz." (28/Kasas, 5)
Zalimler tarafından her türlü saldırılara maruz kalan müstaz'aflar, Allah'ın izniyle, belki yarın, belki yarından da yakın uyanacak, güç olduğunun farkına varacaktır.
"Üzülmeyin, gevşemeyin. Eğer inanıyorsanız en üstün sizsiniz." (3/Al-i İmrân,139) Üstünüz, fakat üstün olduğumuzun farkında değiliz. Güçlüyüz, fakat güçlü olduğumuzun farkında değiliz. Allah Teâlâ (c.c.) bizi nimetlere gark etmiş, farkında olmaksızın, cahilce nankörlük etmekteyiz!... Ahiret âleminde bu nimetlerin hepsinden sorulacağız:
"Sana, andolsun, o gün elbet ve elbet size nimet(ler) sorulacaktır." (102/Tekâsür, 8) Bir imâmet çatısı altında toplanmak, Rabbimizin nimeti ile bir vücudun âzâları gibi birleşmek daha sonra yaratıcının faydamıza yarattığı demiri tıpkı Ashabı kiram gibi kullanmak,zaruret olmuştur.
Yeryüzü âdeta, Allah'ın salih kullarının iktidarlığını özlemektedir: "Andolsun Biz, zikir (Levhi Mahfuz veya Tevrat)dan sonra Zebur da da: ''Hiç şüphesiz arza salih kullarım vârisi olacaktır.'' diye yazdık." (21/Enbiyâ, 105) Demiri keşfeden muttaki muvahhid müslümanlar, küfrün ordusuna karşı şerefli bir cihada soyunmalıdır.
"Müşrikler size karşı nasıl kitle halinde savaş açıyorlarsa siz de onlara karşı kitle halinde savaşın." (9/Tevbe, 36)
Atların yerine tanklarla, ebâbillerin yerine uçaklarla, kılıçların yerine silahlarla vazifesini üstlenmeli ve cesurca şeytanın ordusunu hezimete uğratmalıdır.
"Size saldıranlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın." (2/Bakara, 30)
Kur'an'ın ve Müslümanların hür olmadığı, tutsak yaşadığı beldelerde rahat yaşamak, dünya malına dalmak Müslüman yakışmaz. Kur'ân, özgürleşmedikçe; iman, kalpte gizli (tutsak) kalmaya mahkûmdur. Bu dâvâ hak dâvâ, bu yol direniş yoludur. Zalimlerin saldırıları sonucu sinmek veya darmadağın olmak, mü'min erkek ve mü'min kadınlara yakışmaz.
Mü'minler, gevşememelidir. Gevşemezsek, zafer bizimdir. Yeter ki eğilmeyelim...
Bir kısım Müslümanların,''İslam'da cihad müdafa hakkıdır'' diyerek gayri islâmi bir düşünceyi İslâm'a mal etmeleri yanlış bir düşüncedir ve açıklamaya ihtiyaç vardır.
Allah'ın hâkimiyetini gasp edenlere karşı cihad, fitne kanun ve zalim yöneticilerden eser kalmayıncaya kadar, bizzat yaradan ve hükmeden Allah(c.c.) tarafından hükmedilerek farz kılınmıştır.
Bu konuda tarihçi yazar İhsan Süreyya sırma şunları açıklamaktadır:
[''İslâm müdafa dinidir, kılıç dini savaş dini değildir, gibi sözler, ne İslam'a bir yarar sağlar, ne de İslâm karşısında olanı İslam'a çeker ! Böyle görüşler İslâm'ın ruhuna da aykırıdır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Mü'minlerin özür sahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar bir olmaz. Allah, mallarıyla canlarıyla savaşanları,derece itibarıyla,oturanlardan çok üstün kıldı ....." (4/Nisa, 95)
Hz. Peygamber (s.a.v), müdafaa yaparak Mekke'yi fethetmediği gibi, İran'ı fetheden Sa'd b. Ebi Vakkas ve İstanbul'u fetheden Fatih sultan Mehmed'de müdafaa savaşı ile yapmadılar fetihlerini ...
Şayet Allah yolunda cihad, gayri insani olsaydı, insanı yaradan Allah (c.c.) ve merhamet numunesi olan, onun Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) cihadı emretmezlerdi.'' ](1)
İslam'da cihad, Allah'ın rububiyyetini gasp edenlere karşı yapılır. İnsanlara hükmedenlerin,fitne,fesat bozgunculuk yaparak ortalığı toza dumana kattıkları malüm.... En'âm sûresi, 57. âyet hükmü gereğince Hakimiyet Allah'ındır. Önemsiz bir dünya malı için hırsızın elini kesen İslam dinimiz,en önemli olan Allah'ın hakimiyyetini çalan hırsızların (gaspçıların, işgalcilerin) kellesini kesmeyi, şer'an cihad yoluyla emretmiştir. Mesele bu kadar açıktır.
Asrın zalimlerini, Ebu Cehillerini, küfrün kan denizinde boğmak, ebter kılmak, imanımızın terk edilmez borcudur. Tağuti düzenlere karşı konulacak tavizsiz tavır, imanımız için en şerefli cihadımızın başlangıcı olacaktır.Câhilî düzenlerin yıkılması,putların kırılması,rahatlığı terk etmekle,uykuları azaltmakla,normalin üzerinde bir enerji ve azimle harekete geçerek,en sevdiklerimizden ayrı düşme pahasına sabretmekle gerçekleşecektir.Bunun başka çaresi yoktur…
 
 
 
Bir imamet çatısı altında toplanmak,izzete talib olmak kolay değildir.Hürriyete ulaşmanın yolu aramızdan şehidler vermekten geçer.Zafere ulaşmanın yolu,çile çekmek sabretmek ve şehidler vermekten geçecektir…
 
 
 
Bizleri ürperten,asrın savaş aletleri değil,bu aletler,inananların ya zaferlere ulaşmasına,ya şehidler vererek ahiret zaferlerini elde etmemize vesile olacaklar.Cennete giden yol kolaylaşacak.Fakat biz inananları ürperten,din gününde hesaba çekilecek olan nefsimiz ve azab edici,Kahhar ismi şerifiyle kahredici sıfatı ile sorgulayacak olan Rabbimiz.
 
 
Zalimlerin hunharca saldırıları ve çile çeken müslümanlar…
 
 
<<…….Senin Rabbin unutkan değildir.>>
 
 
Zulmedenler,hâlâ o hakikatı görüp bilmeyecekler mi?Rablerinin huzuruna varıp ebedî azaba düçar olacaklarını…>>
 
 
<<……Şüphesiz ki Allah,mutlak galibtir,intikam sahibidir.O gün ki,yer başka bir yere,gökler de(başka göklere)tebdil olunacaktır.(insanlar kabirlerinden kalkıp)bir olan,kahhar olan Allah’ın huzurunda toplanacaklardır.>>
 
 
 
<<Göğüslerde ne varsa onlar da derlenip toparlandığı(zaman)>>Adiyat,100/10
 
 
 
Hem kalblerinde gizledikleri,hem de apaşikâr bir hâlde saldırarak zayıf ve güçsüzleri öldürerek göğüslerindeki kini açığa vuran veya göğüslerindekini saklayan hainlerin ahiretteki hâlleri ortaya çıkacak.
 
 
<<Gizli sırların tetkik edileceği gün.>>
 
 
‘’Yeni dünya düzeni’’adı altında,aldıkları kararlar,savaş sırları ve gerçekleri halâ fark edemeyen müstaz’aflar…Küfür düzenini red edemeyen müslümanlar…
 
 
 
Din gününde hesaba çekileceğinin bilinciyle yaşayan her müslüman,zalimlerin şifrelerini çözmeli,düşmanını tanımalı ve Rabbimizin şu âyet’ini iyice tahkik etmelidir:
 
 
<<…..Kafirler güç yetirirlerse sizi dininizden döndürünceye kadar,sizinle savaşmayı bırakmayacaklardır.>>(Bakara,2/217)
 
 
Yüzyıl süren savaşın seyrinin değişme zamanı gelmiştir,geçmektedir.İnananlar savaşın seyrini değiştirecek Halid bin Velid’leri belirlemelidir.
 
 
Allah’a ve ahiret âlemine iman etmiş her müslüman vazifesini kuşanarak,Rabbinin âyet’leriyle ruhunun gıdasını karşılamalı.Tıpkı Filistin’de uyanan müslüman kardeşleri gibi.Silah olarak eline taşı kuşanan Filistin’li mücahid ve mücahideler,bir topluluğun ortasına dalmakta,bunu bir at misali hızla başarmakta ve saçtığı kıvılcımlarla lânetli yahudiyi hezîmete uğratmayı başarmaktalar(Allah c.c yardımcıları olsun)
 
 
 
Filistin’de yahudinin,çeçenistan’da Moskof kâfirinin,Şam'da sapık nusayrilerin korkulu rüyası hâline gelmeyi başarmış müslümanlar,daha hızlı bir şekilde ilerlemeli,bu uğurda çocuklarını da hazırlamalıdırlar.
 
 
Peki ya diğer beldeler de?!...Küfrün hakim olduğu,Allah ve Rasûlü’ne karşı Savaş açmış zalim yöneticilere karşı ,Muhammed(s.a.s) ordusu nerede?Osmanlının yıkılışıyla beraber,Halifeliğin kaldırıldığı,inananların başsız kalarak dünya malı sevgisine ve şehvetlerine düştüğü dolayısıyla meydanı(devleti)tağutlara bıraktığı herkesce mâlumdur.Mâlumdur da,müslüman olduğunu söyleyenler ne hâldeler?!..
 
 
<<Sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki,namazı bıraktılar,şehvetlerine uydular.İşte bunlar da azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.>>(Meryem,19/59)
 
 
Kendini yaradan,dünya malını fazlasıyla vererek rızıklandıran Allah’a karşı isyankâr kullar,nankörlük yapmaktan geri durmamaktadırlar.
 
 
Hangi kavme bir Peygamber gönderildi ise oranın zenginler (mütref)toluluğu:
 
 
 
<<…….’’Biz,sizin gönderdiğiniz şeyleri inkâr edicileriz’’dediler.
 
 
 
Ve,biz dediler,mallarca da evlâtça da daha çoğuz.Biz azab edileceklerden değiliz.>>(Sebe',34/34-35)
 
 
 
Allah’ın verdiği nîmetlerle yine Allah c.c’a karşı nankörlük eden mütref toluluğu,beraberindeki mele(devletin ileri gelenleri) toğluluğu,ile birlikte,firavunları firavun yapan birleşik güç odakları olarak şeytan varlığını korumakta,malını müslümanlara karşı zulüm için,makamını Allah’ın kanunlarına karşı muhalefet için kullanmakta oldukları tarih boyu değişmeyen gerçek olmuştur.Mustaz’aflara her türlü silahlarıyla saldırmaktan çekinmeyen zalimler,kendilerine din gününü,Allah’ın azabını hatırlatarak İslâm’a davet eden muvahhid mü'minleri,hilelerin her türlüsüyle yok etmek için uğraşmaktadırlar
 
 
Zira bu,bütün Peygamberlere verilen vazifedir.İbrahim a.s Nemrud’a,Hz.Musa a.s Firavuna,Hz.Muhammed s.a.s,Ebu Cehil’e gönderilmişlerdir.Ancak ne var ki,mutlaka inkâr etmişler,mallarına makamlarına güvenerek inananlara zalimce saldırmaya devam etmişlerdir.Sahip oldukları mallar ve makamlar nedeniyle zulümlerini devam ettiren zenginler topluluğuna karşı Hz.Musa’nın sabrı taşmış ve Rabbine dua ederek mallarını,makamlarını ellerinden almasını istemiştir.
 
 
Mealen şöyle buyrulur:
 
 
<<Musa:’’Ey Rabbimiz,dedi,hakikaten Sen,Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet(ve haşmet) ve (nice)mallar verdin,senin yolundan saptırsınlar diye mi hey Rabbimiz,kalblerini şiddetle sık ki,onlar o çetin azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyeceklerdir.>>
 
 
Bu asırda zulmün bin bir türlüsünü çeken müslümanların,bu duaya katılmamaları mümkün değil!...
 
 
Mal sevgisinden dolayı katılaşan kalbler,dünyaya dalan nefis, oğullar,kızlar,eşler ve aşama aşama gelen gaflet...önce imanlı olan ama daha sonra mal sevgisiyle dünyevileşme,gaflete düşen müslümanların geldiği son durum malesef Adiyat suresinde anlatılıyor...
 
--------------------------------------
 
DEVAM EDECEK

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama