Video Foto Galeri Yazarlar
21.1.2017 - Cumartesi

Şahımerdan SARI

Medreselerin Toplum ve Devlet Üzerindeki Etkileri

Allah’ın ilk olarak “oku” emriyle başlayan İslam dinine mensup olan bir toplumun ve devletin ilimden ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Bu hitabın muhatabı Allah Resulünün şahsında İslam devlet başkanlarını ve tüm müslümanları ihata eder.

16 Şubat 2014 22:47
A
a

Medreselerin Toplum ve Devlet Üzerindeki Etkileri

Allah’ın ilk olarak “oku” emriyle başlayan İslam dinine mensup olan bir toplumun ve devletin ilimden ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Bu hitabın muhatabı Allah Resulünün şahsında İslam devlet başkanlarını ve tüm müslümanları ihata eder. Esasen yeryüzünde iki toplum bulunur. Birisi İslam toplumu diğeri cahiliye toplumu… O halde İslam toplumunun dışında kalan tüm devlet ve toplumlar cahilindedir. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de: “Cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Ama yakinen bilen bir kavim için Allah’tan daha iyi hüküm veren kimdir?” (Maide, 50) buyuruştur. Bütün hayırlı ihtiva eden ve bütün şerleri nehyeden ancak İslam’dır. Onun dışındaki bütün sistemler, devletler ve toplumlar ilimden mahrum cahiliyelerdir. “İslam, kulların kendi elleriyle koydukları ve Allah’ın şeriatına dayanmayan cahiliye hükümlerini, sapıklıklarını ve bilgisizliklerini reddediyor. Bu sapıklıklarını kendi görüş ve hevesleri sonucu ortaya çıkardıklarını bildiriyor. Söz gelişi Tatarların Cengiz hand iye bilinen krallarından alınan kurallar vardır. Ve bunlarla hüküm verirler. Nitekim bu karalları kral koymuştu. Bu yasalar, Yahudi, Hristiyan ve İslam dinine mensup muhtelif milletlerden iktibas yoluyla tanzim edilmiş kanunlardır. Ancak bu yasalar içerisinde bir çoğu Cengiz han’ın mücerret görüş ve hevalarından ibarettir. O bunu çocukları için izlenen bir hüküm haline getirmiştir ki, onlar Allah’ın Kitabından ve Rasulullah (sav)’ın sünnetinden önce bu yasaya uyarlardı. Onlardan böyle davrananlar kafirdir; öldürülmeleri vaciptir. Az veya çok hiçbir konuda Allah’tan başkasının hükmüne müracaat edilmez.” (1) böylece görülüyor ki, İslam’ın dışındaki sistemler hatta kültürler dahi cahiliyedir.

İlimden maksat İslam dinidir. İslam dininden de maksat ilimdir. Bu ayrılmazlığı kabul etmek zaruridir. İslam’ın dışındaki eğitim ve kültürler ise cahili olmaktan başka bir şey değildir. Kafirler ilme aklı selim olarak eğilince İslam’a yaklaşır ancak kabul etmek ve teslim olmakla müslüman olur. Allah Resulü bu hususta “Şüphesiz ki bu ilim dindir. Öyleyse dininizi kimden öğrendiğinize dikkat edin.” (2) buyurmuştur. Alimlerin olması ve cahillere tabi olmanın felaketi hakkında da yine Allah Resulü şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah ilmi insanlardan çekip alıvermez. Lakin ilmi, ulemayı almakla kaldırır. Nihayet hiç bir alim bırakmadığı vakit insanlar bir takım cahilleri baş edinirler. Onlara sual sorular, fetva verirler; bu suretle hem sapar hem de saptırırlar.” (3) buyurmuştur.

Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde: “İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”(4).

İslam’da devlet başkanının da İslam ümmetinin bir ferdi olması münasebetiyle alim olması şarttır. İmam Kurtubi halifede bulunması gereken vasıfları belirtirken, “bir tanesi de “Müslümanlara hakimlik yapacak durumda müçtehid olması, olaylara dair fetva verebilmek için başkasına muhtaç olmaması“(5) demiştir. Hatta hilafet şurasının üyelerinin müçtehid olmaları da şarttır.

Halifenin ve diğer idarecilerin aynı zamanda bütün İslam ümmetinin ilmi ve tedrisatı ile de sorumludurlar. İmam-ı Serahsi (Rh.a) bu konuda “İmamın görevlerinden bir tanesi de şeriatı ihya etmek, insanlar arasında ilmi muhafaza etmektedir.”(6) şeklinde ifade etmiştir.

Haddi zatında İslam’da ilim öğrenmek ve öğretmek idareci-idare edilen müslümanların görevidir. Ancak bazıları bbazı ilim dallarında ihtisas görürler. İdarecilerin de en önemli görevleri; İslami ilimlerin güvenliğini ve teminatını sağlamaktır. Hatta öğrenmeyeleri ve görevlendirildiğinde öğretmeyenleri tecziye etme yetkisine sahiptir. Bu hususta da Allah Resulü’nün şu hadisi şerifi en açık şekilde İslam devletinin ve toplumunun tedrisat ayrılmazlığını ifade ediyor; (Taberani Alkame’den, o Said (ra)’in babasından o’nun da dedesinden rivayet ettiğine göre (Alkame’nin) dedesi şöyle söylemiştir.) “Bir gün Resulullah (sav) hutbeye çıkıp müslümanlardan bazı kimselerden övgüyle söz etti, sonra da şöyle buyurdu:

            “Bazı kimselere ne oluyor da komşularına dini öğretmiyorlar, onları bilgilendirmiyorlar, onlara öğüt vermiyorlar, kendilerine bir şey emretmiyor ve onları bir şeyden sakındırmıyorlar? Yine bazı kimselere de ne oluyor ki, komşularından bilgi sormuyorlar? Onlardan dini öğrenmeye çalışmıyorlar, onlardan öğüt almıyorlar? Vallahi ya (kastedilen) kimseler komşularını bilgilendirirler, onlara dini öğretirler, onlara öğüt verirler (iyilikleri) emreder, (kötülüklerinden) sakındırırlar; diğerleri de komşularından bilgi alırlar. Onlardan dinlerini öğrenirler ve onlardan öğüt alırlar yahut onları cezalandırma konusunda acele edeceğim.”

            Resulullah (sav) bunları söyledikten sonra hutbeden indir ve “bu topluluk hakkında ne düşünüyorsunuz?” dedi ve sonra şöyle buyurdu: “Bunlar Eş’arilerdir. (*) Onlar, bilgili bir topluluktur.”

Bunun haberi Eş’arilere ulaştı ve ardından Resulullah (sav)’ın yanına gelerek “Ya Resulullah (sav)! Bazı kimselerden övgüyle söz etmiş, bizden ise yergiyle söz etmişsiniz. Bizim durumumuz nedir? (bizim yerilmemize sebep nedir?)” diye sordular Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Vallahi bazı kimseler komşularını bilgilendirirler onlara öğüt verirler, (iyilikleri) emrederler, kötülüklerden sakındırırlar; diğerleri de komşularından bilgi alırlar yahut kendilerinin dünyada cezalandırma konusunda acele edeceğim.”

Bunun üzerine “Ya Resulallah (sav)!.. Biz bizden başkalarını mı zeki ve kavrayışlı yapacağız?” dediler. Resulullah (sav) yine aynı sözü tekrarladı. Gelenler yeniden “Biz, bizden başkalarını mı zeki ve kavrayışlı yapacağız” sözünü tekrarladı. Bu kez “Bize bir yıl süre tanı” dediler. Resulullah (sav) da onlara, komşularına ilim öğretmek ve onları din konsunda bilgilendirmeleri ve onlara öğüt vermeleri için bir yıl süre tanıdı. Sonra şu Ayeti Kerimeyi okudu (7):

“İsrail oğullarından kafir olanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlendirmişlerdir. Bu baş kaldırmaları ve sınırı aşmaları sebebiyledir.” (Maide, 78).

İslam dinini ve devletini ve devletini başka din ve devletlere benzetmek çok abes ve imkansızdır. Çünkü İslam dini ile devletini ve ilmi bir birinden müstakil (ayrı olarak) görmek keyfiyeti tam tersine değiştirmek demektir. Oysa bunlar bir bütündür. Devleti dinden ayırmak onu dinsizleştirmek olduğu gibi o devlete İslam devleti denilmez- ilim devlette ayrılınca da ilim yaşayamaz. İmamı Gazali (ra)’de şöyle diyor.

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder