Video Foto Galeri Yazarlar
30.5.2017 - Salı

Av. Huseyin Kurşun

KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNİN SOSYAL DÖNÜŞÜME ETKİLERİ

KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNİN SOSYAL DÖNÜŞÜME ETKİLERİ VE YERİNDEN EDİLME ( DİSPLACEMENT) OLGUSUNUN SOSYOLOJİK BİR ANALİZİ

28 Ağustos 2014 15:52
A
a

Ülkemizde 1950’lerde özel sektördeki sanayileşme dinamiklerinde ithal edilen teknoloji ve sermayenin pahalı olması nedeniyle ucuz iş gücüne ihtiyaç olması, ve bu ucuz iş gücünün köylerden büyük kentlere göç eden ve gecekondularda yaşayanlar tarafından sağlanması, sanayi bölgelerinin etrafında, ve giderek de kent çeperlerinde, ucuz iş gücü deposu durumunda olan gecekonduların oluşmasına yol açmıştır.(1) Sanayileşme ve göçle gelen nüfus arasındaki orantısızlık yani sanayi alanında ihtiyaç duyulan işgücünün iç göçle gelen nüfusun iş taleplerine cevap  verememesi sanayi dışı iş kollarında çalışanlarda da ( pazarcılık,işportacılık,inşaat ameleliği vs.) bir yığılma meydana getirmiştir. Önce kendisi şehre gelerek iş bulan kişiler daha sonra ailelerini de  şehre getirmeye başlamış, böylece şehirlerde iş imkanları ile orantısız bir nüfus artışı oluşmuştur.Bu nüfusa özellikle 1980 sonrası terör nedeniyle zorunlu olarak ülkemizin doğu ve güneydoğusundan göç edenleri de eklediğimiz zaman “köy görünümlü şehirlerin oluşması bir norm haline gelmiştir. Bu durum aynı zamanda “kent yoksulluğu” olarak kavramsallaştırılan olgunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

 

             Düşük gelir ve düşük statülü işlerde çalışan bu kesimin barınma ihtiyacı şehrin çeperlerinde / kenar kesimlerinde gecekondulaşmayı doğurmuştur. Önceleri yol,su, elektrik ,eğitim,sağlık gibi hizmetlerin ulaşmadığı imarsız ve ruhsatsız olan bu yapılaşmalar oy kaygısı güden politikacıların popülist yaklaşımlarının da sonucunda, zamanla düşük yoğunluklu yerleşik mahalleler haline dönüşerek yasal bir statüye kavuşmuştur.

 

              1984 yılında çıkarılan bir yasa ile gecekondu arazisi üzerinde dört kata kadar bina yapma izni verilmesiyle birlikte bu araziler ekonomik model içinde önemli bir sermaye birikim aracına dönüşmüştür.Bu  aynı zamanda gecekondulaşmayı da dönüşüme uğratmıştır.Zira gecekondu ve gecekondu arazilerinin yasal bir statüye kavuşması ve ticarileşmesi beraberinde özel müteahhitleri harekete geçirmiş,yer yer gecekonduların müteahhitler tarafından kat karşılığında satın alınarak apartmana dönüştürülmesine yol açmıştır.Yani tek katlı gecekondu zamanla çok katlı eve yani apartkonduya daha sonrada apartmana dönüşmüştür.

 

            Ülkemizde gecekondulaşmanın tarihsel olarak kısaca gelişimi bu şekilde olmuştur.Bu konunun daha fazla uzatılması makalemizin konusunun sınırlarını aşacağı için asıl konumuz olan kentsel dönüşüme geçmek istiyorum.

 

            Kentsel dönüşüm/ yenilenme ; belirli bir kentsel alanın  yıkılarak yerlerine çok katlı apartmanların yapılması ve böylece yeni bir mekanın inşa edilmesi olgusunu  içermektedir.Bu belirli kentsel alanlar genellikle köhnemiş,fiziksel ve sosyal açıdan çöküntü (slum) haline gelmiş,yoksulluğun yaygın ve derin bir biçimde yaşandığı alanlar olarak tanımlanmaktadır.(2)

 

            Türkiye’de ilk kentsel dönüşüm projesi (KDP) Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı iken başlattığı Dikmen Vadisi KDP’sidir. “Yerinde dönüşüm’ün planlandığı bu projede bölgenin büyük değer kazanması ve pahalı bir

çevre haline dönüşmesi sonucunda gecekondu halkı eski mahallelerinde barınamamışlar , yeni konutlarını satarak ya da kiraya vererek daha ucuz semtlere taşınmak zorunda kalmışlardır.Bu durum da göstermektedir ki, kentsel dönüşüm projesinin uygulandığı mekanlar o mekanın daha önceki sakinleri tarafından sosyal ve ekonomik nedenlerle terk edilmektedir.Zira evleri yıkılan insanlar proje kapsamında inşa edilen yeni mekana bir türlü alışamamakta,önceki mekanda kurmuş oldukları sosyal ilişkiler ağı ve hayat tarzları yok olmakta  ve bir tür ruh - mekan uyum bozukluğunun neden olduğu   “yabancılaşma” duygusuna yol açmaktadır.Yeni yerleşim yerinin sabit masrafları ( kapıcı parası,yakıt parası,ortak giderler  vs.) gibi ekonomik etkenlerde bu duruma eklenince yerinden edilen kişi için durum daha da çekilmez bir hale dönüşmektedir.

 

            Kişilerin mekanla kurmuş oldukları maddi ve duygusal aidiyet ilişkisi  zamanla kimliğe dönüşmektedir.Zira bir kişinin kim olduğu ve nasıl bir insan olduğu yönündeki soruya karşılık zihinde canlanan şeylerden birisi de kişinin nerede ve nasıl bir evde yaşadığıdır.Eğer o kişinin nerede ve nasıl bir evde yaşadığını biliyor isek bu kişinin kimliği hakkında da bir şeyler söyleme imkanına sahip olabiliriz.

 

            İnsanların yaşadığı mekanları sadece maddi yapılar olarak değil,sahip oldukları değer ve inançları somutlaştırdıkları, yaşama pratiklerini yansıttıkları  bir alan olarak görmek gerekmektedir. Yazımda da “yerinden edilme(displacement)” yada “zorunlu yer değiştirme” olgusundan bahsederken sorunun maddi boyutundan ziyade bu yönüne değinmenin tahlil ve tespitimin  kalıcılığı bağlamında önemli olduğunu düşünüyorum. Zira değişimi kutsayan modern yaşam ve bu yaşamın pratiklerinin insandaki ruhsal,psişik  yansımaları hep ihmal edilmekte onun yerine değişimin maddi ve fiziki yönü ön plana çıkarılmaktadır. Oysa mekan olgusu, fiziksel gerçeklikten öte, kişilerin ona yükledikleri anlam ve değerler ile var olmaktadır.

 

             Güvenlik, konfor,ulaşım kolaylığı,nezih ortam gibi haklılaştırıcı yada rasyonelleştirici argümanlar kullanılarak insanları müstakil evlerinden ve kurulu sosyal ilişkilerinden kopartarak bireyselliğin ön planda olduğu,komşuluk ilişkilerinin neredeyse tükendiği ve kimsenin kimseyi ilgilendirmediği çok katlı apartman dairelerinde ikamete mecbur bırakmanın sosyolojik özeti  yada diğer adıdır kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm, muhayyilemizdeki  mahalle anlamının buharlaşarak yok olmasıdır. Zira göçle beraber kurulan mahalleler etnik ve mezhepsel kimlikli ilişkiler ile hemşerilik ilişkilerinin mekanda birleşerek neredeyse sosyal anlamda homojenleştiği alanlar iken kentsel dönüşümün neden olduğu yerinden edilme olgusuyla birlikte bu kimlikler ve ürettiği ilişkiler parçalanmakta ve zamanla da yok olmaktadır.

 

             İnsanlar kullandıkları yerlerle anlamlı ilişkiler kurmakta, aidiyetlerini mekan üzerinden kurgulamaktadırlar; bu durumda ‘mekansal aidiyet ve ‘mekana bağlılık  söz konusu olmaktadır. Kişilerin mekanla kurdukları bağlar doğrudan o mekanla ilişkili olarak yaşadıkları kişisel deneyimlerin sonucudur; ve aynı zamanda karşılıklı kültürel paylaşımdan kaynaklanır: bir odaya, evin bir bölümüne, binaya ya da mahalleye yüklenen duygusal anlam bu tür paylaşımlar sonucunda şekillenir  ve mekanla olan bu duygusal bağlılık, dışarıdan müdahale sonucu sekteye uğrayınca ciddi duygusal sıkıntılar yaşanmaktadır. İnsanların anlam ve değerler yükledikleri mekanlardan koparılmaları, kişisel ve kolektif kimlik kayıplarına yol açmaktadır.(3)

 

             Kentsel dönüşüm sadece insanlarda kimlik kaybına yol açmamakta,şehrin/kentin kimliğini de yok etmekte deyim yerinde ise şehrin metafiziğini/ruhunu yok etmektedir.  Zira bir şehrin dayandığı değerler sistemi,üzerine kurulu olduğu medeniyet, şehre bir kimlik bir ruh kazandırmıştır.Tarihi yapıların yıkılması yada yıkılmasa da yanına yivine devasa büyüklükte  iş merkezlerinin,rezidansların,otellerin yapılması bir kent sosyoloğunun kavramsallaştırması ile bu tarihi yapıları “şehirleşme mağduru” ( victim of urbanization) yapmaktadır.

 

             İnceleme yazımızın başında belirttiğimiz sanayileşme ve göçle gelen kent yoksulluğunun görünür mekanlarının( sosyolojik anlamda kentlerin çöküntü alanlarının) yok edilmesinin ( dikkat edilirse yok edilmek istenen yoksulluk değil yoksulluk mekanlarıdır.) hedeflendiği  kentsel dönüşüm projeleri, kent yoksulunu zorunlu olarak yerinden ederek onun mekanla kurduğu duygusal ilişkiyi ve biçimlendirdiği kimliğini elinden almış hem de maddi imkansızlıklar nedeniyle apartman dairesi alamayanları   kentin daha da dışına atarken bazılarını da konut kredisi ile “kira öder gibi ev sahibi olma “ sloganı ile mağdur hale getirmiştir.

 

             Ülkemizin dar gelirli ailelerinin kentte ayakta kalabilme süreci içinde geliştirdikleri ilişki biçimleri ve dayanışma ağlarının, gecekondularının yıkılması sonucunda, yerine yeni birşey koymadan ellerinden alınması ciddi toplumsal ve siyasal sonuçlar doğuracaktır. Kentsel dönüşümün insani ve toplumsal boyutları dikkate alınmayarak kentin görünümü öncelenmiştir.Gaziantep için meseleyi örneklendirmek gerekirse havaalanı yolu üzerinde bulunan Perilikaya semtinin hava alanı yoluna bakan kısmı yüksek binalarla çevrili iken binaların arkasındaki yapılar adeta utançtan gizlenmeye çalışılmış ( utanç duyulan buradaki evler mi yoksa bu evlerde yaşayan insanlar mı tartışmasına girmeyeceğim) , yine şehrin yüksek kesimlerindeki Düztepe,Kürttepe gibi semtlerin yüksek kesimlerindeki evler yıkılarak yerine çok katlı yüksek binalar yapılarak şehre ihtişam! Verilmeye çalışılmıştır. Kentsel dönüşümün insani ve sosyal boyutu ihmal edildiği içindir ki, yeni mekana uyum sağlayamamanın doğurduğu yabancılaşma kentlerimizde suç ve şiddetin daha da artmasına  yol açmıştır. Gecekondu mahallelerinin toptan yıkılarak, kent yoksulunun daha da kent dışına, iyice kent merkezinden uzaklara atılması, kentteki suç ve şiddeti, kent yoksulunda toplumsal dışlanma duygusunu pekiştirerek, daha da arttırma tehlikesini içinde barındırmaktadır. Yerlerinden edilen ve zorunlu olarak  çok katlı bloklara yerleştirilen bu ailelerin gecekondudan çok daha pahalı bir yaşantı olan apartman yaşantısını ne kadar içselleştirebilecekleri de önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

KAYNAKÇA :

1-ŞENYAPILI, Tansı 1982 “Economic change and the gecekondu family” s. 237-248.

2-ÖZDEN,P.P.(2008) Kentsel yenileme: Yasal – yönetsel boyut,planlama ve uygulama.

    Ankara: İmge Kitabevi.

3- ERMAN,Tahire Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi ve Yerinden edilme:

    Deneyimler, Söylemler, Uygulamalar(Sosyoloji Derneği, Ekim 2009)


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama