Video Foto Galeri Yazarlar
25.4.2017 - Salı

AbdulHakim KARADAĞ

İSLAM VE CAHİLİYYE (II)

Cahiliyye, İslami olmayan ve İslam’a uymayan her türlü beşeri ideoloji, sistem, düzen, nizam ve yaşam biçiminin adıdır demiştik önceki yazımızda.

12 Temmuz 2015 17:36
A
a

Bismillahir-Rahmanir-Rahim

Allah(cc)’ya Hamd, Peygamber efendimiz Hz. Muhammed(sav)’e salat ve selam olsun…
 
Cahiliyye, İslami olmayan ve İslam’a uymayan her türlü beşeri ideoloji, sistem, düzen, nizam ve yaşam biçiminin adıdır demiştik önceki yazımızda. Cahiliyye sadece İslam öncesi döneme verilen bir isim değildir. Cahiliye dönemi kıyamete kadar belki de var olacaktır. Hakkın karşısında duran batıl ve batılların adıdır cahiliyye. Batıl var oldukça cahiliye var demektir. Cahiliyye bir yaşam biçimidir dedik. Her insanın bir yaşam biçimi olacağına göre insan ya islami(Allah’ın rızasına uygun) bir hayat yaşıyordur ya da cahili bir hayat sürdürüyordur. Üçüncü bir alternatifi yoktur bunun.

Hayatlarımıza dönüp baktığımızda, günlük amel ve davranışlarımızı sorguladığımızda, nasıl bir hayat yaşadığımız ortaya çıkar aslında. 24 saatimizin ne kadarı Hakka, ne kadarı cahiliyyeye uygun biliriz aslında. İbadetlerimiz İslam’a uygun ama geri kalan hayatlarımız da uyuyor mu anlarız- eğer anlamak istersek-. Günlük hayatta cahiliyyeden ne kadar kaçındığımızı ve nasıl bir reaksiyon verdiğimizi de anlarız belki.

İslam tarihinin önemli şahsiyetleri. Hz. Resullullah’ın iki sevgili arkadaşı ve sahabesi. Ebuzer El Gifari ve Bilal Habeşi hazretleri. Bir defasında bir konuda tartışıyorlar. Tartışma esnasında Hz. Ebuzer El Gifari Bilal Habeşi Hazretlerine sus "Kara Kadının Oğlu" diye hitap ediyor. Malumunuz Bilal Habeşi Hazretleri zenci (siyahi) dir. Habeş ırkına mensuptur. Arap da değildir.  Bunun üzerine Bilal Habeşi (r.a) önüne bakar ve mahcup bir şekilde Rasulüllah (sav) giderek Hz. Ebuzeri şikayet eder. Evet kardeşliği tesis etmek, insanlar arası adaleti, eşitliği, hürriyeti sağlamak üzere gelmiş olan dinin Peygamberi Hz. Muhammed (sav)  Hz. Ebazer el-gifariye uyarısı ise şudur: “Sende cahiliye kırıntıları görüyorum.”  

İnsanların görevleri değişik olabilir. Sahip oldukları vasıflar sebebi ile farklı vazifeler ifa edebilirler ama haklar muvacehesinde hepsi birbirlerine eşit değil mi? Öyle ise Ebuzer El Gifari gibi sembol ve örnek bir Müslüman nasıl oluyordu da tabiri caizse ırkçılık yapıyordu? Hem de renk ırkçılığı yaparak Hz. Peygamber’in en yakın arkadaşlarından Bilal Habeşi (r.a)’yi sadece renginden dolayı aşağılayabiliyordu? Bu olay üzerine Rasulüllah Ebu Zer Gıfari Hazretlerine derki; ya Eba Zer; derhal git ve Bilalden özür dile ve onunla barış! Allah Resulü(sav) öyle bir cevap veriyor ki bu cevap hem nesiller boyu tüm insanlığa ibret oluyor hem de Ebuzer El Gifari’yi kendine getiriyordu. Bu cevaptan sonra Hz. Ebuzer El Gifari gidip Bilal Habeşi (r.a)’nin evinin kapısının önüne yatıyor ve “Bilal bu kafamı çiğnemeden ben bu kapının eşiğinden kalkmam” diyordu. Ta ki Bilal Habeşi (r.a)  Ebuzer El Gifari (r.a)’yi affedene kadar. Allah Resulünün verdiği cevap neydi? “Sen de cahiliye kırıntıları görüyorum” idi. Çünkü cahiliyenin özelliklerinden biri de renge, ırka veya soya-sopa dayalı ırkçılıktır.

Hz. Ebuzer El Giffari, kendi hayatında, sadece iki kelimelik konuşmasında bile cahiliyenin kırıntılarının bulunmasına razı olmadı. Olmadı ki; Hz. Bilal’in kapısının eşiğine yapıştırdı yüzünü, bu cahiliyye kırıntısından nefsini tamamen arındırabilmek adına. İşte o öncü nesil, kendi hayatlarında cahiliyenin bu kadarına bile rıza ve tahammül göstermiyorlardı. Oysa o dönemdekilerin hepsi daha düne kadar cahiliyye bataklığının içinde yaşıyorlardı ve o cahili toplumun birer parçası idiler.
İslam gelince piyasada ve gönüllerde cahiliyye nasıl yok oluyor görüyor musunuz? İslam ile cahiliyenin bir arada barınamadığını fark edebiliyor musunuz? Sahabe döneminde barınamıyordu.

Aslında sahabeden önce de barınamıyordu. Peygamberler tarihine ve onların kıssalarına baktığımızda göreceğiz ki; İnsanlara gelen her peygamber, kendi zamanındaki cahiliyye ile mücadele etmiş, insanları günün cahili düzeninden kurtarıp İslam’a girmeye davet etmişlerdir. Kendi zamanlarının mevcut cahili düzenlerini yıkmak ve onlarla savaşmak ile emrolunmuşlardır. Mevcut cahili düzen ile mücadele Peygamberlik misyonlarının bir parçasıdır. Bütün peygamberler insanları kula kulluktan kurtarıp bir olan Allah(cc)’ya kulluk etmeye çağırmışlardır. Oysa cahili sistemlerde insanlar mutlaka kendileri gibi kul olanlara itaat ve kulluk ederler. Bu kaçınılmazdır. Çünkü cahili sistemlerde itaat, insan ürünü olan fikir ve kanunlaradır. Cahili toplumlarda insanlar, Fikrin kurucuları olan kişilerin kendi hevalarına göre dizayn ettikleri sisteme ve bu sistemin dayattığı kurallara itaat ederler.

Artık günümüz yaşantısını siz kıyas ediniz. İslam ve Cahiliyye iki azılı düşman iken bu gün neden kardeş oldular? Nasıl bir arada barınabiliyorlar? Nasıl yan yana barışık yaşayabiliyor. Biz bunu nasıl beceriyoruz? Hep cahiliyyeyi yok etmek için gelen bir dinin mensuplarıyız, hem de cahiliyye ile çok güzel komşuluk ilişkileri kurabiliyoruz. Hem Peygamber misyonunun varisleriyiz, hem de bu misyonun düşmanı olan cahiliyye ile dostça ilişkiler içerisindeyiz. Doğrusu büyük çelişki… Herhangi birinden ödün vermeden bu beraber olmalar mümkün olamayacağına göre acaba hangisinden taviz veriyoruz?

İşte kardeşlerim. Her birimizin kendi yaşantılarımızdaki cahili kırıntıları önce tespit etmesi, sonra bunlardan bir an önce kurtulması ve uzaklaşması gerekir. Çünkü İslam ve cehiliyye bir arada olmaz. Biri diğerini kabul etmez.

Cahiliyye veya cehalet, bir şey bilmemek, pejmürdelik, bilgisizlik anlamına gelmez. Kişinin bildiği bir çok şey olabilir. Ama bilgileri, Hakkı bilmeye ve Allah(cc)’yu hakkıyla tanımaya yetmiyorsa o kişi cahildir. Marifetullah bilgisi olmayan cahildir. Dünyevi ilimlerde bilim adamı olsa ve deha sayılsa bile Allah(cc)’yı hakkıyla bilmeyen cahildir.

Mekke Müşriklerinin en önde gelenlerinden Amr bin Hişam, kavmi içerisinde saygın ve sözü dinlenir bir kişiydi. Kavmi adına meclislerde (Darun-Nedve meclisi) söz alıp konuşabilecek, kavmine vekalet edebilecek( bu günkü tabiri ile milletvekili), savaşlarda kendilerine önderlik yapacak ve hatta komutanlık yapacak kadar aktif olmasına rağmen, “Ebu Cehil” künyesini almaktan kurtulamadı. Çünkü bu ihtişam ve akla rağmen, bildikleri ve nefsi Allah (cc)’yu hakkıyla bilmeye ve iman etmeye yetmedi. Bunun içindir ki, kendisi “Cahillerin Babası, cehaletin atası” anlamına gelen “Ebu Cehl” künyesi ile künyelendi.

Hayatlarımızı bir gözden geçirelim diyoruz. Kendimize şu soruları sormakla başlayabiliriz.

* Cenaze merasimlerimiz, definler, kefenlenme islama uyuyor. Peki hayatlarımız, yaşantımız, ticaretimiz, antlaşmalarımız, ibadetlerimiz ve amellerimiz İslam’a uyuyor mu?

* Taziyelerimiz, ehh işte ha. Hadi uyuyor diyelim. Acaba düğünlerimiz de İslama uyuyor mu?
Kefenlerimiz uyuyor ama acaba kıyafetlerimiz de uyuyor mu?

* Dostluklarımız ve dostluk ilişkilerimiz uyuyordur belki İslam’a. Peki Düşmanlıklarımız da uyuyor mu? Allah(cc)’nun dostları ile dost, düşmanları ile düşman olabiliyor muyuz acaba?

* Allah(cc)’nun sevdiklerini seviyor, buğz ettiklerine de buğz edebiliyor muyuz?

* Cahiliyye ile aramıza bir mesafe koyabiliyor muyuz?

Bu soruları çoğaltmak elbette mümkün. İnsan, hayatının her alanına bakabilir ve eksiklerini görebilir. Nasılsa Referansımız ve örneğimiz belli.  Allah(cc)’nun Kitabı ve Resulü(sav)…

Bunlar işin ferdi ilgilendiren tarafları idi. Bir de Toplumu ilgilendiren kısmı var ki, belki de toplum olarak sınıfta kalacağımız ve ferdi alanda kazandığımız bonusların hepsini kaybedeceğimiz ve hepsinin geçersiz kalacağı alan işte tam da burası.

Toplum olarak, toplanma, istişare, itaat ve bağlılık, suç ve ceza, savaşlar ve anlaşmalar -konusunda da (teşri konularda)hesaba çekileceğimize göre bunların da cahiliyeden uzak olması gerekmez mi?
Yargılamalar, aile hukuku, Hükümet, Hükmetme, Otorite, Anayasa, yasalar ve yasama, yürütme, bunlar acaba neye göre işlemekte. İslam ahkamına göre mi yoksa cahiliyye olan beşeri sistem ve düzenlere, kaidelere göre mi? Allah(cc)’nun Uluhiyetini ne kadar biliyoruz ve Uluhiyette Allah(cc)yu Tevhid edebiliyor muyuz? Uluhiyet konusunda Allah(cc)’nun hakkı olan konularda ortaklar tayin ediyor muyuz? Yani Uluhiyette Şirk koşuyor muyuz? İslam’a göre mi yürüyor bu işler yoksa cahiliyeye göre mi? İşte ne olduğumuzun ölçüsü tam da bu. İslami bir toplum muyuz yoksa cahili bir toplum mu?

Bu sorular şimdi çoğaldıkça çoğalacak kafamızda İslam ve Cahiliyye kıyası ile beraber.

v  İslam ahkamı mı geçerli yoksa Cahiliyye ahkamı mı?

v  İslam mı hakim yeryüzüne yoksa Cahiliyye mi?

v  İslam hakim mi, mahküm mu?

v  Yargılarımız İslam’a mı uyuyor yoksa cahiliyeye mi?

v  Suçlara verilen cezalar neye uygun, yoksa cahiliyeye mi?

v  Serbest ve Yasaklarda (Helal ve Haramlarda) kimi esas alıyoruz. İslam’ı mı yoksa Cahiliyyeyi mi?

v  Toplum cahiliyyede ise ben de cahil olur muyum?

v  Mevcut cahiliyeden kurtulmak için ne yapabilirim?

“ Rabbim, … Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salih olanların arasına kat.” (Yusuf Suresi/ 101. Ayet)

Rabbim, cümlemizi cahili bir hayatı yaşamaktan muhafaza buyursun. (Amin)

Velhamdulillehi Rabbil Alemin…


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
haberler Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama