Video Foto Galeri Yazarlar
23.3.2017 - Perşembe

Av. Huseyin Kurşun

İKTİDAR VE HAKİKAT

Bilgi iktidarı oluşturur,iktidar ise bilgiyi üretir.İktidar ile bilgi arasındaki bu döngüsel ilişkide kendisini İktidara kaptıran bilginin “hakikat” ile olan bağı yavaş yavaş ortadan kalkar.Bilgi bu aşamadan sonra iktidarın dispositifine/tertibatına dönüşür.

14 Eylül 2015 23:55
A
a
Bilgi iktidarı oluşturur,iktidar ise bilgiyi üretir.İktidar ile bilgi arasındaki bu döngüsel ilişkide kendisini İktidara kaptıran bilginin “hakikat” ile olan bağı yavaş yavaş ortadan kalkar.Bilgi bu aşamadan sonra iktidarın dispositifine/tertibatına dönüşür.

Her iktidar kendi “hakikat rejimi”ni kurar.Ele geçirdiği bilgiyi kendi hakikat rejiminin hizmetinde kullanır.Şöyle ki, bilgi ile iktidarını rasyonelleştirip meşrulaştırır ve hakikat söylemini üretir.Nitekim iktidarın kurumları olan okullar,kışlalar,hapishaneler ve sair bürokratik kurumlar iktidarın ürettiği bilgi ve söylemin taşıyıcılığını ve yayıcılığını yaparlar.

     İktidar, kurduğu hakikat rejimine aykırı bilgi ve söylemleri dışlar ve bastırır,aykırı bilgi ve söylemleri olanları kapatır ve ıslah eder.Nasıl ki bir akıl hastası davranış ve söylemleri ile normal insanları rahatsız ettiğinden dolayı  ıslah edilmek/tedavi edilmek için  akıl hastanesine kapatılarak toplumdan tecrit ediliyorsa aynı şekilde iktidarın kendisini ayakta tutan,meşrulaştıran bilgi ve söylemine aykırı bilgi ve söylemi olan kişi ve gruplar da iktidar tarafından  dışlanmakta yada bir kapatma yöntemi olan cezaevi aracılığı ile  “ıslah” edilmektedir.

      Allah Resulu (as), risaletinden önce içinde yaşadığı Mekke toplumunun akıl ve ahlak yönünden en önde gelen insanıydı.Ne zamanki kendisine Peygamberlik geldi ve Allah’tan (cc) aldığı ilahi bilgiyi,değişmez hakikati yaşadığı topluma anlatmaya başladı işte o zaman kendisiyle mücadele etmeye başladılar.   Mekke müşrik devletinin/iktidarının oluşturduğu “hakikat rejimi” ve bu  hakikat rejiminin  oluşturduğu bilgi ve söylem Resulullahın getirdiği ilahi bilgi ve söylemle açık bir şekilde çelişiyordu. Bu bilgi ve söylem Mekke müşrik devleti idarecilerini ve ileri gelenlerini rahatsız ediyordu.Resulullah’ın(as) okuduğu hakikat söylemini duymamak için kulaklarını tıkıyorlar,halkın duymaması için gürültü yapıyorlardı.Nitekim onu dışlamak için mecnun/deli olduğunu, sözlerini itibarsızlaştırmak için ise şiir olduğunu ve eskilerin masalı (esatir ul evvelin)   olduğunu söylüyorlardı.Bütün iktidar araçlarını başta Resulullah (as) olmak üzere bütün müslümanlar üzerinde uyguladılar.O dönemin iktidar araçları; şiir,servet,kadın ve işkence idi.

   Hakikatin, üretilmiş ve manipüle edilmiş sahte hakikat rejimi söylemleri ile bastırılmaya çalışılması tarihin bir aşamasında olmuş bitmiş bir olay değildir.Tarihte yaşanan bir gerçeklik olmakla birlikte bütün tarihleri de aşan bir olgudur.Yani dün vardı,bu gün var ve yarın da olacaktır.

      Her hakikat rejimi,koymuş olduğu kurallar,oluşturduğu zevkler,yasaklar ve dışlamalar sistemi ile itaatkar öznelerini oluşturur.Bu özneyi kendilik bilinci yanılgısıyla özgür olduğuna inandırır.Çünkü iktidar ancak özgür öznelerle kendisini üretir.Bir köle  kölelik ahlak ve yasasına bağlı olduğu sürece iktidarın farkında olmaz hatta köle olduğunun bile farkında olmaz ama ne zaman ki efendisine karşı gelir ya da kaçmaya çalışır işte o zaman köle olduğunun ve bir iktidara tabi olduğunun farkına varır.İktidar özgür özneler üzerinden işler. Kısaca iktidarın özünü istencin boyun eğmeyişi ile özgürlüğün inadı oluşturmaktadır.

       Modern hakikat rejiminde; okul,hastane,kışla,hapishane gibi kurumlar aracılığıyla bedenler ve zihinler üzerinden bireyleri denetlenir ve gözetlenir.Bu sayede iktidar bireylerin zihin ve bedenleri üzerinden kendisini bedenleştirir.Bireylerin bedenleri iktidarı oluşturan  itaatkar ve uysal nesnelere dönüştürülür.Ancak iktidar bireylere nesne olduklarını mümkün olduğu kadar hissettirmeyecek “iktidar teknolojileri”ni kurmuştur.Ürettiği normlara tabi kılarak bireyleri normalleştirir.Hayatının lokal pratiklerini deneyimleyen birey yapmış olduğu tercihlerle özgür birey olduğu sanısı içindedir. Halbuki bu tercihleri önüne koyan hatta üreten bir “tüketim endüstrisi” vardır.Ne yiyip ne içeceğinden tutun da nasıl düşüneceğine, karşılaştığı durum ve olaylar karşısında nasıl davranacağına kadar determine edilmiş /gerektiricileştirilmiş bir yaşamın uysal bir tüketicisi olduğunun farkında değildir.
    Böyle bir hakikat rejiminin “tüketim endüstrisi”nde dine de bir alan açılmıştır.Zira iktidar varlığını teosal/ilahi anlamda da meşrulaştırmak ve haklılaştırmak zorundadır.Bireyleri “inanç doyumu”na ulaştıracak bir kurumu da oluşturmuştur.Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun bizim gibi müslüman toplumlardaki işlevi “Allah’a kul olmakla devlete vatandaş olmak” arasındaki farkı minimize etmektir.Yani  müslümanları “iyi bir müslüman  iyi bir vatandaş olmalı “ kıvamına getirerek bir devlet teolojisine tabi kılmayı  amaçlamaktadır.

   Diğer taraftan ekonomik anlamda kapitalist piyasa ilişkilerinin egemen olduğu bu hakikat rejiminde sahih dinin hakikati “kültür endüstrisi”nin sunduğu ürünlerle manipülasyona uğramakta “liberal,çoğulcu ve demokratik” düşüncelere adeta peşkeş çekilmektedir.Oluşturulan “din piyasası” bir anlamda bu kültürün şekillendirdiği anlam dünyası ve yaşam tarzına uygun taleplere göre kendisini şekillendirmektedir.Din piyasasının oluşturduğu bu din marketleri kendine göre bir “müşteri” kitlesini kendisine abone yapmaktadır.Buradaki müşteri, “dini bilgi” karşılığında  takip ettiği yada tabi olduğu kişiye paradan ziyade saygınlık,hürmet,şöhret bahşederek  onun kabul ve rıza görme gibi psikososyal duygularını tatmin ederek ücretini ödemektedir.Mesela Adnan Oktar’ın  sunduğu dininin müşterisi ile Fethullah Gülenin sunduğu dinin müşterilerinin zihin dünyaları ve yaşam tarzları birbirinden  farklıdır.Dinin talebe göre içerik bozumuna uğramasının nedeni  küresel  kapitalist piyasa ekonomisinin iktidar aracı olan tüketim endüstrisi ve kültür endüstrisince kolonileştirilen hayatın merkeze alınarak dinin de bu iktidar araçlarınca kolonileştirilmesidir.Diğer bir deyişle dinin dünya karşısında bağımsız bir değişkene dönüşmüş olmasıdır.Nitekim dinin kendi kavramlarının içeriğinin boşaltılarak egemen kültürün ve sosyal bilimlerin kavram ve yorumlarından oluşan bir söylemle dile getirilmesi bu tezimizi doğrulamaktadır.Buna Hz.Ali(ra) ifadesiyle “hak söz söyleyip batılı kastetmek” de denebilir.

      İslam dünyasının içinde bulunduğu kaosun esas nedenlerinden en önemlisi İslam’ın vahiy temelli bilgi ve hakikat söylemi ile üretilmiş hakikat rejiminin iktidar destekli bilgi ve hakikat  söyleminin çatışmasıdır.Kapitalist dünya sistemi inşa ettiği iki büyük araç olan kültür endüstrisi ve tüketim endüstrisi yoluyla yaşam alanlarımızı vakumlayarak inancımızı,kültürümüzü ve yaşam biçimimizi dönüştürmektedir.Kendiliğimizi çalarak bizi kendimize yabancılaştırmaktadır.Oluşturduğu devasa bürokratik örgütlenme ile bütün vatandaşların bilgilerini dosyalamakta,arşivlemekte ve onları istediği an gözetlemekte ve dinlemektedir.La teşbih bila temsil Allah(cc)’ın “habir ve basir” sıfatını çalmaya çalışan   bu sahte hakikat rejimi bu yolla her an gözetlendiği ve dinlendiği kaygısını taşıyan bireyi bizzat kendi kendisinin polisi haline getirmiştir.Böylece rejim için standart istendik davranış ve duyulası söylem kodları oluşturulmuştur. Diğer iktidar teknolojileri ile birlikte gözetlemeyi ve dinlemeyi “güvenlik” gerekçesi ile rasyonelleştirip önce özgürleştirip daha sonra kendisi için nesnelleştirdiği bireylerin övgülerine mazhar olmaktadır.

   Bir zamanlar ülkemizdeki müslümanların temel sorunu  “özgürlük” iken bu gün elde ettikleri yada elde ettiklerin sandıkları  özgürlüğün pek de işe yaramadığını, bilakis bu özgürlüğün üzerlerine din soslu bir yaşam kozası ördüğünü ve müslümanların iktidar için kullanılır nesnelere dönüştüğünü gördük.Çünkü onlar özgürlüğü İslam’a göre değil önceleri kendilerine dayatılan ancak daha sonra içselleştirdikleri bu üretilmiş hakikat rejimine göre tanımladılar.Dün müslümanlar her türlü sorunlarının  iktidar olmakla çözülebileceğini sanıyorlardı,hatta bundan eminlerdi.Ancak bu gün İslami meseleleri iktidar odaklı düşünen bu kesimin iktidar tarafından dönüştürüldüğü ve iktidarı bir araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirdiklerini gördük .Çünkü iktidarı İslam’a göre değil dün kendilerine zulmeden iktidarın hakikat rejimine göre tanımladılar.

          Nihayetinde dün ateşli bir şekilde savunusunu yaptıkları İslam’ı  ve onun yüce hakikatini üretilmiş hakikat rejimine altın tepside sundular.Sahte hakikat rejiminin bedenleşmiş Leviathan’ı olan Devletin İmam Hatip Lisesi  ve Kur’an Kursu sayılarını arttırmasını, Kur’an ve Siyer derslerini tüm okullarda seçimlik ders haline getirmesini ve mollaları maaşa bağlamasını (bir tür biat rüşveti) kısacası  İslam’ı kamulaştırmasını büyük bir başarı gibi alkışladılar.İslam’ın hakikati ile rejimin hakikatini / hakikat rejimini birbirinden ayırarak saflarını sıklaştırmak yerine rejimin potasında hem kendilerini hemde vahyin hakikatini erittiler. Selam ve dua ile.
               

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama