Video Foto Galeri Yazarlar
26.4.2017 - Çarşamba

Gökhan ARSLAN

Hadisin Kârı

"Evet sünnet vahiydir" deseniz Peygamberin sözünü Allah (c.c.)’ın sözüyle bir tuttuğunuz için “Allaha şirk koşma” suçundan tekfir bile edilebiliyorsunuz.

19 Şubat 2016 09:40
A
a
“Sünnet Kur’andan sonra ikinci kaynağımızdır. Teşrî değeri vardır. Muhaddislerin bize sahih olarak aktardıklarına uyarız uydurma olanlarını terkederiz” deyip bıraksalar sorun olmayacak.
 
“Haşa biz asla hadis inkar etmiyoruz, biz sadece hadislerin olması gereken yere konulması gerektiğini savunuyoruz”
derler.

Tamam hadis inkarcısı demiyelim… ne diyelim? Hadis basitleştiricisi, hadis zayıflaştırıcısı, hadis önemsizleştiricisi ya da hadis kovucusu mu?

Bir önceki makalemizde hatırlarsanız “Yorumcu, inkarcı değil inkarcının medeni halidir. İnkarcıdan daha kibar, daha nazik, ne zaman ve nasıl konuşacağını bilen, sonda yapması gereken inkarı başta yapma gibi bir yanlışa girmeyen yani anlayacağınız inkarcının mürekkep yalamış, görmüş geçirmiş halidir” demiştik.

Buna binaen hadis inkarcılarının hadisleri inkar etmek yerine bazı yorumlar yaparak insanların gözünde hadisleri basitleştirmeye ve hükmünü etkisiz hale getirmeye çalıştıklarını görürüz.

Tabi bu birkaç aşamada gerçekleştiriliyor. Ortaya atılan ilk ve en güçlü şüphe; “Sünnet vahiy mi?” şüphesi…

"Evet vahiydir" derseniz Peygamberin sözünü Allah (c.c.)’ın sözüyle bir tuttuğunuz için “Allaha şirk koşma” suçundan tekfir bile edilebiliyorsunuz.

Bu dini, Allah ile peygamberinin ortaklaşa kurduğu bir şirket haline getirmekten suçlu hale geliyorsunuz.

Sünnet vahiy mi değil mi? meselesini ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenler "Vahy-i Gayrı Metluv" konusunu araştırabilirler.

Allahu Teala “Kim resûl’e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah’a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik (Nisa-80)

” Ey iman edenler Allaha itaat edin peygamberine itaat edin (Nisa-59),

“O, asla heva ve hevesinden konuşmaz(Necm-3) diye buyurmasına rağmen (HAŞA) Allah’ın iyiliğini isteyip Allah’a –sözde- yardım etmek amacıyla peygamberiyle arasını açıyorlar.

Sahabe Peygamberle istişare edeceği zaman “Ey Allah’ın Resulu bu Allah’ın emri midir yoksa kendi görüşün mü?” diye sorarlardı yoksa “Ey Allah’ın Resulu bu Allah’ın emri midir yoksa hadis midir?” diye sormazlardı.

“Sünnet vahiy mi?”

Yani peygamberin yaptığı fiiller ve konuşmuş olduğu sözler Allah’ın kendisine vahyettiği şeyler midir? demek istiyorlar.

Burası çok önemli!! Eğer sünnet ve hadislerin Allah (c.c.) ile bir bağlantısı olmadığını ıspatlarlarsa hadisleri hayatın içinden çekip koparmaları daha kolay olacak onun yerine de istedikleri fikir ve görüşleri koymaları daha basit olacak.

“Evet vahiydir” derseniz vahiy temiz kalması gereken bir kavram olduğu için, “içine uydurma hadis karışan vahiy olur mu? Vahiy muhaddislere ya da mezheplere göre değişiklik arzeder mi?” gibisinden Müslümanlara damardan yaklaşarak bu şüpheyi daha da güçlendiriyorlar.

Diyelim ki Sünnetin vahiy olduğunu ıspatladınız peki bununla kurtulacak mısınız? Hiç olur mu. Gelelim ortaya atılan ikinci kafa kurcalayıcı şüpheye; “Peki hadisler günümüze kadar korunarak geldi mi” ya da “şimdiki hadislerin içine bir sürü uydurma hadis karışmış nasıl güvenelim”

Hadislerin korunmadığı şüphesi insanlar içinde yayılırsa hadislere olan güven yerle bir olacak ve insanlara bir hadis söylediğinde herhangi bir adamın sözünü söylemiş gibi karşılık bulacak. Tabi bu şüpheyi ilk kim yaymışsa popüler olacak “insanların iyiliğini düşünüp onları uyaran bir kahraman” durumuna gelecek…

Aman Allahım!! yani şimdiye kadar bu millet uydurma hadislerin varlığından habersiz yaşıyordu değil mi?

Siz söylemeseydiniz lop diye yutacaklardı.

Muhaddislerin elleri armut topluyordu bu zamana kadar…

Mevzu (uydurma) hadislerin derlenip konu edildiği “mevzuat” kitapları, ravileri bizlere tanıtan “Rical” kitapları, sahih hadislerin bir araya toplandığı “es-sahih” kitapları süs olsun diye yazıldı öylemi…

Muhaddisler, siyer alimler, müfessirler ve Müctehid mezhep alimleri ve onların dışındaki usul alimleri bütün hayatlarını zevk-ü sefaya adamışlar birileri de gizlice (onlardan habersiz) uydurma hadis eklemişler değil mi?

Hadislerin içinde uydurma olduğunu bilecek kadar ilmi olan kişinin doğru ve sahih hadislere nasıl ulaşılacağı konusunda da ilmi vardır diye düşünüyoruz. Ortalığı bulandırmanın ve insanların hadislere olan güvenini sarsmanın ne anlamı var?

Hem nasıl olur da Kur’anın korumasını üstlenen Rabbimiz (c.c.) onun açıklayıcısı ve canlı örneği olan sünneti korumayacak. Kuranı Kerim nasıl ki sahabeler vesilesiyle yazılıp korunduysa, sünnet de aynı şekilde o güvenilir ve fedakar insanların gayretiyle günümüze kadar korunmuştur.

Neyse diyelim ki hadislerin günümüze kadar sağlam olarak geldiğini ıspatladınız yine kurtuldunuz mu hayır? Şimdi de kafa kurcalayıcı bir başka şüphe ortaya atılıyor; “Efendim hadislere ayet gibi bakıyorsunuz hadisler bağlayıcı mı ki?”

Peygamber efendimizin sünneti hayatın dışına öyle bir atıldı ki en sonunda “yaparsan sevap yapmazsan bir şey yok” haline gelen basit bir yaşantı şekli oluverdi.

Hayır yani bunu gündeme getirmenin bu soruyu sormanın ne anlamı var? Zaten hadis alimleri hadisleri incelerken bağlayıcı olanlar ve olmayanları ayırtetmek için “Farz ve vacib, müekked, gayrı müekked, mendup, müstehab” diye isimlendirmişlerdir siz hiç merak buyurmayın.

Diyelim ki bu konuda da muhatabınızı ikna ettiniz. Kurtuldunuz mu? Tabiki hayır? Şimdide bütün bu ikna çabalarınızı yerle bir edecek, baştan beri anlatıp delillendirdiğiniz şeyleri silip süpürecek, sevincinizi kursağınızda bırakacak son darbe geliyor. Tabiki de “Hadislerin Kurana Arzı” meselesi. 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
haberler Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama