Video Foto Galeri Yazarlar
29.6.2017 - Perşembe

Muhyiddin Erkam

ELDE OLAN BİNDE BİR İHTİMAL

Muhyiddin Erkam - ELDE OLAN BİNDE BİR İHTİMAL

11 Nisan 2017 12:50
A
a
بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.
 
Yeryüzünde tarih boyunca nice memleketleri helak edilmiş olan insanoğlu ne gariptir ki elinde bulunan sermayenin çoğu zaman ve çoğunluğu tarafından kıymeti bilinmeden, kişisel kıyameti ölüm ile yüzleşmiştir. Tarih takvimlerde ne kadar ileriye de gitmiş , insan ne kadar yeryüzünün altını üstünü de getirmiş olsa dünün hayalleri bu günün gerçeği imkansızları mümkünde olunmuş olsa şaşmayan bir gerçek var ki insanın keşfedemediği şey yine içinde bulunduğu dünyanın hakikatidir. Bir çok zayi olmuş hayat ve eriyen yığın sermaye hayatlar ilahi bir mesajın tezahürüdür aslında. Yarattığını çok iyi bilen onun evveline ve ahirine tecelli eden halık-ı mutlak Allah azze ve celle insanların bir çoğunun anlamaktan aciz kalacağını ve cehennemi tıka basa dolduracağını beyan etmiştir. Tarih boyu hep azınlığı temsil etmiş hidayete tabi olanlar ve yolları, gayeleri amaçları kapalı kalmış anlamayan yığınlara. İnsanlığından çıkmış insan görünümlü hayvanlara. Ne büyük hakaret değil mi insana hayvan demek ve ne kadar ayıp bu cümleleri teknolojinin mimarına , uzayın kaşifine izafe etmek. Dün dünyanın bir tepsi olduğu tartışılıyordu insanlık aleminde batının( sözüm ona medeniyetin ) göbeğinde. Dünyanın yuvarlak olduğunu keşfedip iddia eden bilim adamları delilikle yadırganıyordu. Taassupla savunulan doğrular bugun çoktan yalanlandı. İnsanoğlu uzayın kaşifi oldu yeni gezegenler buldu hatta onların adını da kendisi koydu bu gün geldiğimiz noktada. Ne gariptir ki tarih boyu hep aciz oldu kendi dünyasının hakikatini keşfetmekten, hayatın ve ölümün gayesini idrak etmekten. Hakikati fark edemeyen yığınlar cehenneme sermaye oldu.Yaşantı bakımından hayvanlarla müşterek geçirdi dünyasını benzer yaşadılar , benzer yediler benzer içtiler ve benzer çoğaldılar ve benzer öldüler. Aynı dünyanın toprağından ve suyundan içtiler aynı memleketleri bölüştüler dünyayı aynı gözlerle seyrettiler müşterek bir nokta gördüklerinin nedenini çözemediler. Aslında tuhaf olan şey insana hayvan demektemi, yoksa insanlığı hayvanlaştırmak ta mı? İnsanların bir çoğu ressamın yaptığı tablonun güzelliğine takılırlar amma manasını , ressamın resmetmeye çalıştığı anlamı düşünmekten aciz kalırlar. Burada insanın hayvandan tek farkı baktığı şeyden duyduğu hazzı almaktadır. Yoksa onun mesajını anlama konusunda ikisi de boş gözlerle boş resme doğru bakmaktadır. Sanırım hayvan demek hakaret sayılmasa gerek yaptığı iş aynı olunca. Halık-ı mutlak Allah azze ve celle tarih boyu insanlara keşfedemedikleri gerçeği beyan etmek üzere nice uyarıcılar göndermiş ve onlara mucize diye tabir ettiğimiz bir insanın meydana getirmesi mümkün olmayan harikülade olaylar sergilemiştir. Buna rağmen insanların bir çoğu hidayete tabi olmaktan imtina etmişlerdir. Onlar için şöyle buyurmaktadır;

 
أَمْتَحْسَبُأَنَّأَكْثَرَهُمْيَسْمَعُونَأَوْيَعْقِلُونَإِنْهُمْإِلَّاكَالْأَنْعَامِبَلْهُمْأَضَلُّسَبِيلًا
 
Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. (Furkan 44)
 
Yine bu meyanda Rasululllah (sav)” Aklı olmayanın dini yoktur.” (Kenzül Ummal, C 14, s.73) buyurmaktadır. Evet nasıl olsun ki aklı dengesi yerinde olmayan bir kimsenin hiçbir şeyi ayırt etme ve anlama kabiliyeti olmadığından ondan din beklemek akıl karıda değildir. Peki biz bu hadisi tersten düşündüğümüz de acaba aklı olanın dini vardır diyebilirmiyiz. Varlığını kabul etsek bile kullanılmayan akıl , hakikati keşfetmeyen akıl dengedemidir. Yoksa bu anlayış mulhidlik(dinsizlik) dengesizlikmidir varın kararı siz verin öyleyse. Aslında sorun düşündüğümüz şeyin içinde.Bir dengesizlik var bu işin içinde oda akıl dengede değil farklı şeyler üzerinde öyle ağırlık yapmış ki gerek kendi gerek yönlendirdiği hayatın dengesi bozulmuş dünya dengesizlerle dolmuş bir vaziyette. Aklın eğilim gösterdiği şehvetler ayyuka çıktığında , aklın önünde düşünecek ilham( vahiy ) olmadığında dengesiz bir hayat üretmekten başka ne aranacaktiki yeryüzünde. Akıl, Allah cc insana verdiği bir vesileyi nimettir. Tek başına bırakıldığında veyahut üzerine dengesiz yatırımlar yapıldığında fikir enkazı altında kalmaktadır. Nasıl ki göz havada ışık olmadan yolunu bulmaktan aciz ise akılda önünde vahiy olmadan gerçeği anlamaktan o kadar acizdir. Nasıl ki göz sadece bir yere baktığında başka şeyler keşfetmekten aciz ise dünyaya somut olarak bakan akılda gerçeği görmekten acizdir. Nasıl ki beden enkaz altında sıkıştığında oradan kurtulmaktan aciz ise akılda fikir enkazına sıkıştığında harekete geçmesi imkansızdır. Evet denge okadar önemliki aslında , ihtiyaç ve hakikat arasında kurulacak denge. İnsanlığın vahye bir kez daha ne kadar muhtaç olduğunu gözlerimizin önünde. Hayattan bezdirilen hayatlar dengesiz temeller üzerine inşa edildiği için çöken hayatlar enkaz yığınlarını oluşturdu. Beton altında kalan bünyeler betonlaşmış akıllar doğurdu. Duvara seslenen adamın aldığı cevap kendi söylediğini kendisi duyduğu gibi , Davetçiler davetlerine kendileri icabet ettiler bir çok duvar karşısında. Çağın en büyük hastalığı akıl sağlığı oldu yığınların bünyesinde. Ve aklını biraz daha başına almazsa insanoğlu elindeki sermaye tarihteki değişmeyen yerine doğru zayi edilmeye devam edecektir. Aklı başına almak tabiri ne güzel bir tabirdir de bunu kullanan acaba anlıyor mu bu tabir ne anlatıyor diye bakın demek ki akıl baştan çıkmış ne büyük felaket böyle. İnsan baştan çıktığında her şeyiyle teslimiyet gösteriyor  baştan çıkan akıl da baştan çıkartana kul oluyor bu aciz davetçi uyarıyor ey insanoğlu aklı başına al diye , yoksa eldeki binde bir ihtimalde kaybedilmiş olacak Halık-ı Mutlak Alla azze ve celle yarattığını çok iyi bilen olacağı bize mutlak bir şekilde bildiren bir ayeti celilesin de şöyle buyurmaktadır;

 
وَلَقَدْذَرَأْنَالِجَهَنَّمَكَثِيرًامِّنَالْجِنِّوَالإِنسِلَهُمْقُلُوبٌلاَّيَفْقَهُونَبِهَاوَلَهُمْأَعْيُنٌلاَّيُبْصِرُونَبِهَاوَلَهُمْآذَانٌلاَّيَسْمَعُونَبِهَاأُوْلَئِكَكَالأَنْعَامِبَلْهُمْأَضَلُّأُوْلَئِكَهُمُالْغَافِلُونَ
 
Andolsun biz, cinler ve insanlardan, akılları olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. (Araf 179)
 
İnsanların ve cinlerin bir çoğu cehennemin amellerinde bulanacaklar. Bu sebeple de cehennemi tıka basa dolduracaklar sebep ayetin ortasında zikredildiği gibi hakikati anlamaktan onu görmekten ve işitmekten yana gaflet içerisinde olmalarıdır. Tuhaf olay şu ki Halık-ı mutlak Allah azze ve celle nice hayvanlar yaratmıştır bunların hiç birisinin aklı olmamasına rağmen yarasalar kulaklarıyla yollarını bulurlar , yılanlar hisleriyle yollarını bulurlar insan akıl, göz, kulak ve hissin sahibi olmasına rağmen maalesef yolunu bulamamaktadır. Tabiki akıbet açısından mükellef olmayan hayvan toprak olurken insanlar cehennemin erimez kütüğü olmaktadır. Hem de insanların ve cinlerin bir çoğu gaflet içerisinde bu akıbete yuvarlanacaktır. Dudakları uçuklatan bir rakam her bin kişiden biri ancak kurtulacaktır.
 
 Bize Ömer îbn Hafs... Ebu Saîd'den rivayet eder ki Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur :
Kıyamet günü Allah Teâlâ : Ey Âdem, buyurur. Âdem : Buyur Rabbımız, der. Ona bir sesle: Allah sana, zürriyetinden cehennemlik­leri çıkarmanı emrediyor, diye nida olunur. Âdem : Rabbım, cehennem­liklerin çıkarılması da nedir? der. Her binden dokuz yüz doksan dokuz, buyurur. İşte o zaman yüklü olan kadın yükünü düşürür, çocuk ihti­yarlar (saçı ağarır). İnsanları sarhoş gibi görürsün. Oysa sarhoş değil­dirler, ama Allah'ın azabı pek çetindir.
 
Görüldüğü üzere elde binde bir ihtimal bulunmaktadır, ve mesele sanıldığı kadar hafife anılacak bir meselede değildir. Bütün bunları işittikten sonra artık delalet üzere olanların hidayete ve hidayet üzere olanlarında istikamete sımsıkı bir şekilde sarılması akıbeti için endişe duyması ve Alemlerin rabbine doğru yolculuğunda ciddi adımlar atması gerekmektedir. Binde bir ihtimal üzerinde kumar oynamak ya tutarsa diye akışına bırakmak cehenneme akmaktan başka bir netice olmayacaktır. Eldeki bir ihtimalimizin kıymetini idrak etmeli aklımızı başımıza almalı ve akıl dengemizi ihtiyaç ve hakikat arasında olup hakikatin hilafına asla düşürmemeliyiz. Resmin güzelliğine değil içeriğindeki manaya önem vermeli kainatın yaratıcısının mesajından asla yüz çevirmemeliyiz. Öldükten sonra adlı yazıdan da hatırlanacağı üzere yeryüzünde bir gün kaldığını itiraf edecek bizler biricik ihtimalimizi sonsuza satmaktan ömrümüzü cennete bedel kılmaktan asla vazgeçmemeliyiz.
 
Rabbim akıbetimizi hayr eyle ve bizleri Müslüman olarak öldür. Sözümüzün başı da sonu da  hamd etmektir.
 
ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN

Haber var islah eder, haber var ifsad eder