Video Foto Galeri Yazarlar
22.1.2017 - Pazar

AbdulHakim KARADAĞ

ALLAH(CC)’NUN YERYÜZÜNDEKİ HÂLİFESİ: İNSAN

Evet. İLİM ve AKIL… İnsana ŞEREF için verilmiş en değerli vasıtalardan ve nimetlerdendir.

19 Aralık 2016 17:42
A
a
                İnsanı yeryüzüne halife olarak gönderen, bu vasıf ile insanı mahlûkatın en şereflisi kılan, biz insanları emaneti yüklenmeye layık yaratan, yüklediği bu emaneti taşıyacak olanları mükafatlandırıp, ihanet edecekleri ise adaleti gereği cezalandıracak olan, emanetin ve vekaletin sahibi Allah(cc)’ya şanına yaraşır şekilde hamd olsun.

                Bu emanet ve hilafet görevimizde bize öğretmenlik ve rehberlik etmek üzere gönderilen, yolumuzu aydınlatarak bizi zulumattan kurtaran, en büyük örneğimiz Hz. Muhammed(sav)’e de salat ve selam olsun. Yine selam, yol ve metotta ihtilafa düşerek sapanların aleyhlerine ahirette en büyük hüccet olarak şahitlik edecek olan sahabenin, tabiunun ve etba-i tabiunun üzerine olsun. Yine selam bu gün dahi yol ve metottan taviz vermeden devam eden Ehl-i Sünnet Vel-Cemaatin tabiilerinin üzerine olsun.

                Allah(cc)’nun insana yüklemiş olduğu en büyük görev; şüphesiz ki HİLAFET görevidir. Bu görev insanın yaratılış gayelerindendir. İnsanı, kendisinden önce yaratılan tüm mahlûkattan daha üstün ve daha şerefli kılan vasıf ise yine HİLAFET vasfıdır. İnsanlardaki bu üstünlük ve şeref, Allah(cc)’nun kendisine yüklediği bu görev ve bu görevi yerine getirebilmesi için onda(insanın fıtratında) var ettiği vasıtalar sebebiyledir. İnsandan önce yaratılan mahlûkatı, insana secde ettirmek suretiyle üstünlüğünü ve şerefini onaylatan ayrıcalıklı vasıflar da kendisine verilen bu vasıtalardır. Oysa Allah(cc), insanı yarattığı o güne kadar meleklerden daha hayırlı ve üstün bir mahlûkat yaratmamıştı. Melekler de  o gün kendi aralarında Adem a.s’ın kendilerinden daha üstün olmasının hikmeti hakkında fısıldaşıyorlardı. Çünkü Âdem(a.s)’a verilmiş bulunan vasıtalara şahid olmamışlardı. Ancak Allah(cc), Âdem(as)’da yarattığı, kendisi ile tüm eşyaların isimlerini bilerek, melekleri aciz bırakan AKIL ve İLİM vasıtaları sayesinde, insanın mahlukatı içerisinde en şerefli olmasını takdir etmiştir.

                Evet. İLİM ve AKIL… İnsana ŞEREF için verilmiş en değerli vasıtalardan ve nimetlerdendir. Akıl ve ilim sıfatlarının insana verilmesinin sebebi, sadece o gün, orada, kendi huzurunda, meleklerine Adem(as) karşısında kendi acizliklerini itiraf ettirmek ve Adem(as)’ı yüceltmek değildir. Bu vasıflar aynı zamanda Âdemoğullarının yüklendikleri HİLAFET denen EMANET’i yeryüzünde yerine getirebilmeleri için kendilerine verilmiştir.

                İnsanların yüklendikleri hilafet ve emanet görevi, kendilerine verilen bu üstün ilim ve akıl vasıtalarını kullanarak, yeryüzünü Allah(cc)’nun isteği doğrultusunda imar ve ISLAH etmekten ibarettir. Allah(cc) aynı zamanda insana, bu görevi yerine getirebilmesi için başka ayrıcalıklar, vasıflar, vasıtalar da vermiştir. “Biz Âdemoğullarını gerçekten ayrıcalıklarla donattık”(İsra/70). Bu ayrıcalıklardan biri de Allah(cc)’nun insanda yarattığı kuvvet ve kudrettir. Bir diğeri sevgi ve merhamettir. Bir diğeri kin ve nefrettir. Eğer yerli yerinde kullanılırsa, yani hilafet görevini yerine getirebilmek maksadıyla bu duygular vasıta edilirse başarıya götürür. Allah(cc)’nun rızası için O’nun düşmanlarına kin beslemek ve onlara buğz etmek gibi…

                İnsan, kendi fıtratında yaratılan bu vasıtalar sayesinde yeryüzüne ve yeryüzündekilere hükmetmeyi başarmaktadır. Bu hükümranlığını ise emaneti ve hilafetini ifa vazifesini hakkıyla eda etmek yolunda kullanmakla mükelleftir. Aksi halde yüklendiği bu sorumluluğu yerine getiremez. Getiremeyince de bu sorumluluk için kendisine verilmiş olan yüce şerefi yitirmiş ve heba etmiş olur.

                İnsanlara karşı son derece merhametli olan yüce Allah, yeryüzünü ISLAH etmek gibi ağır yükümlülüğü üzerine alan Âdemoğullarına, ıslah yollarını da göstermiştir. İnsanların kendilerini ve yeryüzünü ıslah etme faaliyetlerinde başvuracakları, takip ve tatbik edecekleri bir ISLAHAT FERMANI ve ISLAH PLANInı da göndererek, onları yardımsız ve çaresiz de bırakmamıştır. Bu ISLAHAT FERMANI ve ISLAH PLANI, Yüce Allah’ın, katından bize gönderdiği yüce kitabı KUR’AN-I KERİM’dir. İnsanı başarıya götürecek tek plan, tek yol ve tek metot ise ancak Rabbimizin bu fermanıdır. İnsanın bu ferman ve plan dışında başka metotlar ve planlar ile başarıya ulaşabilme gayreti ve düşüncesi ise ancak AHMAKLIKtır.

                Kendi heva ve heveslerinin ürünü olan beşeri plan ve metotlar ile hareket edenler, yeryüzünü ıslah etmek yerine ancak ifsat ederler. “Onlara “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” Denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. ISLAH yerine İFSADı seçen insan, aslında kendisine verilen ŞEREF yerine ŞEREFSİZLİK’i tercih etmiş olur. Şerefsizliğe talip olmuş olur. Buna talip olan talep ettiğine zaten kavuşmuştur.

                Allah(cc)’nun rahmeti sadece bundan ibaret değildir. Gönderdiği fermanı çok iyi bilen, insanlara bu ıslahat fermanını öğretecek ve onlara ıslah programında rehberlik edecek olan peygamberler de göndermiştir. Peygamberler, bu planın tatbiki ve HİLAFET görevinin topluca inşası için seçilmiş ve gönderilmiş mühendislerdir. Hem hilafet ile görevli ve hem de hilafet öğretmenleri oldukları için insanların en şereflileri ise şüphesiz ki peygamberlerdir.

                İnsanlar ancak kendilerine gönderilmiş plan ve metot ile başarıya ulaşabilir. Allah(cc)’nun insanlardan beklediği inkılabı gerçekleştirmenin tek yolu da budur. Gönderilmiş planı bir kenara bırakıp başka planlar düzenlemek ise Allah(cc)’nun yetkisini ve makamını gasp etmek olur. Allah(cc)’ya karşı haddi aşmak ve tuğyan etmek olur. Abid olması gerekirken kendisini Mabud yerine koymuş olmakla uluhiyet makamını Allah(cc)’dan alarak gasp etmiş olur. Hilafet ile görevli olan insanlara karşı da başarılarına engel olacağından dolayı en büyük zulmü işlemiş olur. Allah(cc)nun göndermiş olduğu meşru metodu bir kenara bırakarak, beşere ait gayr-i meşru metotlara tabii olanlar, beşere ait gayr-i meşru metotları meşru görenler ve doğru bulanlar ise gayr-i meşru olan planın sahibini Allah(cc)’ya eş koşmuş olur. Bu durum ise insanın işleyebileceği en büyük cürüm ve ahirette en şiddetli azaba duçar bırakacak olan, en büyük günah sayılan “ŞİRK”’tir. Allah(cc)’nun gönderdiği metottan başkasına tabi olmak, ıslahat hareketinin temeline bomba koymak sayılır. Neticesi ise, yukarıda da değindiğimiz gibi, ıslah yerine ancak fesadın yayılması olur. Böyle davranan insan, “müslih” yerine “müfsid” olur.

                İnsana yüklenen hilafet misyonunun gereği olarak, yeryüzüne Allah(cc)’nun dinini hâkim kılmak, şeriatını tatbik etmek, mahlûkatı Allah(cc)’ya boyun eğdirerek secde ettirmek, insanın en büyük görevidir. Yeryüzünü ıslah etmek bundan ibarettir. Bu görev ve sorumluluk, Allah(cc)’nun melekleri insana secde ettirmesinin karşılığıdır. Cenab-ı Hak nasıl ki meleklere Adem(as)’ın üstünlüğünü kabul ettirdi ise, halifelik görevini üstlenen insan da toplulukları ve mahlukatı Allah(cc)’nun şeriatına tabi tutarak O(cc)’nu yüceltmeli, tesbih ve takdis etmelidir. Rabbini yüceltmenin yegâne yolu da budur. Kendisine verilmiş ilim ile beraber Hilafet görevini yüklenerek mahlûkat arasında şerefli ve izzetli kılınan insanın, bu şeref ve izzeti taşımasının yolu da budur.

                Hilafet misyonuna uygun hareket eden toplumlar, dünyada da bu izzet ve şerefe kavuşurlar. Rabbinin fermanına uyanlar, dünyada da mahlûkatın en şereflisi olma özelliğini devam ettirirler. Bu metottan saparak hilafet misyonundan uzaklaşanların ise zillet ve mahkûmiyetleri kaçınılmazdır. Allah(cc), kendisine itaatten ayrılan, emaneti terk eden ve riayet etmeyen kavimlerin yerine yeni kavimler ve yeni halifeler yaratmaya elbette kadirdir. Her devrin insanı veya her kavim, bu konudaki imtihanını vermektedir. Kendi devirlerinde Allah(cc)’ya boyun eğen ve boyun eğdiren insanlar, elbette izzet ve şerefin doruğuna ulaşmışlardır. Günümüz de, geçmiş tarih de bu örneklerle dolu olarak en iyi şahittir. Asr-ı saadet dönemi buna en güzel örnektir. İnsanların tarihte şahit olabilecekleri en şerefli dönemdir. İnsan, Rabbi karşısında eğildikçe, Rabbi de kendisini yüceltecektir. İşte bu sünnetullahtır. Hangi devirde olursa olsun Müslümanlar zillet içerisinde yaşıyorlarsa, bunun tek müsebbibi yine kendileridir. Bunun sebebi, insanı şerefli kılan hilafet misyonundan uzaklaşmaları ve zillete boyun eğmeleridir. Şerefli kılan Allah(cc)’dur. Şerefin kaynağı ve dağıtıcısı O’dur. Allah(cc) ise bu şerefi ancak hak eden kullarına verir. Hak etmenin ve elde etmenin yolu ise misyonuna yani yaratılış gayesine daha doğrusu kendisine yüklenen hilafet görevine uygun hareket etmektir.

                Allah(cc)’nun insana verdiği şerefi korumak, O’nun şeriatından, dininden, metodundan asla taviz vermemekle mümkündür. Bu din ve şeriat dışında kalan bütün beşeri ıslah metotlarını yani beşeri ideolojileri reddetmek gerekir. Allah(cc)’nun dini karşısında beşeri sistemlerin şerefi hak edecek ve şerefli kılacak bir kıymetleri elbette yoktur. Beşeri metot ve ideolojiler ise insanı küfre, dolayısı ile efsel-i safiline sürükler. Şerefli yaratılan insanı şerefsizliğe mahkûm eder. İzzeti kaybettirip zillete düşürür. Hâkimiyetten alıp mahkûm kılar. Ebedi olan ahirette ise nimetlerden mahrum bırakarak azaba duçar eder.

                İyi birer halef olmak, Allah(cc)’dan gelen ilahi ferman Kur’an’a riayet ve kendinden önceki selefin yani Rasulüllah’ın ve O’nun ashabının sünnetine tabi olmak ile mümkündür. Selefin ulaştığı izzet ve şerefe tekrar ulaşmanın, ahirette de azaptan kurtularak nimete kavuşmanın tek yolu da budur.

                “Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Oysa bütün izzet ve şeref tümüyle Allah’a aittir.”(Nisa/ 139)
                Vesselam.

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder