Video Foto Galeri Yazarlar
30.5.2017 - Salı

Şahımerdan SARI

Ahid Söz Vermek ve Ahde Vefa - 3 Bölüm

Emaneti üstlenmek insanın yüklendiği ilk ahiddir. Bu emanete riayet etmek ise "Ahde Vefa"dır.

29 Nisan 2017 17:58
A
a

(Yazının 1. Bölümü) 
http://www.islahhaber.net/makale/ahid-soz-vermek-ve-ahde-vefa---1-bolum/

(Yazının 2. Bölümü) 
http://www.islahhaber.net/makale/ahid-soz-vermek-ve-ahde-vefa---2-bolum/

Maddi alemler düşünüldüğünde dünyanın; Arş, Kürsi, yedi kat gökler, galaksiler yıldızlar ve gezegenler içerisinde kayda değer bir yeri yoktur. Zaten dünya Arapça'da "d-n-v" kökünden gelip "deni, adi, bayağı, sıradan" manalarına gelmektedir. Fakat yerde ve göklerde bulunan sayısız mahlukatın kendisinin faydasına yaratıldığı insan dünyada yaşayıp burada imtihan olunmaktadır. Dünyanın kütlesi ve katlarına göre de insan denizde bir avuç su kadardır. Fakat Allahü Teala (cc) yerde ve gökte bulunan birçok nimeti insanlara bahşetmiştir. Bütün kainat da insan ile alakadardır. Zira insanoğlu en güzel ve yetenekli bir şekilde yaratılmıştır.

Nitekim Allahü Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ
وَطُورِ سِينِينَ
وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
 

"Andolsun Tin'e ve Zeytün'e. Ve Sina dağına. Ve bu emin olan beldeye. Doğrusu. biz insanı Ahsen-i takvim suretinde yarattık.’’ (Tin 1-4)

Ayet-i kerime'de zikredilen insandan kasıt bütün insanlıktır.

"Takvim" ise bir şeyi, te'lif ve terkibi hususunda, olması gerektiği en güzel biçime sokmak demektir. Nitekim Arapça'da bu manada, "Kavvemtuhu, tekvimen, festekame vetekavveme" "Ben onu kıvamına getirdim, en güzel biçime koydum, o da en güzel biçime girdi" denilir.

Alimler ayetteki, "en güzel biçim"in ne olduğu hususunda şu izahları yapmışlardır:

1-) Allah Teala, insan hariç, her canlıyı yüzükoyun yürüyecek şekilde yaratmıştır. İnsanı ise, dimdik, boylu boslu ve yiyeceği şeyleri eliyle alıp yiyen bir şekilde yaratmıştır.

2-) Bazı alimler, bu en güzel biçimin, insanın aklının, anlayışının, edebinin, ilminin ve açıklamalarının mükemmelliğinde yattığını söylemiştir. Velhasıl birinci görüş, insanın zahiri biçimi ile ikincisi de, batini (manevi-ruhi) biçimi ile alakalıdır. (Fahruddin Er-Razi – Tefsir-i Kebir Mefatihu’l-Gayb – c.23 sh. 245-246)

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ 
الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

"Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden mızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık." (İsra 70)

Ayet-i kerime'de geçen "güzellikten" kasıt hem maddi hem de manevi yapısı ile ilgilidir. Üstün hilkat kabiliyetine rağmen Allahü Teala (cc)'nın emanetine (İslam Şeri'atının hükümlerine) sahip çıkmayan ve mesuliyetlerinin şuurunda olmayan kimseler mahlukatın en aşağısına yuvarlanırlar. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ​

"Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik." (Tin 5)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا 
وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ 
بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

"Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.’’ (Araf 179)

"Çoğu cehennem için yaratılan insanların ve cinlerin bu dünyaya gönderilmelerinin hikmeti nedir? Nasılsa cehennemlik olan bu yaratıkların fonksiyonu nedir?

Burada iki yaklaşım söz konusu edilebilir:

Birinci yaklaşım: Allah'ın ezeli olan ilminde, bu yaratıkların cehenneme gidecekleri biliniyordu. Yalnız bu bilgi onların yaşadıkları pratik hayatta cehennemi hak edecek eylemler yapmalarının açığa çıkmasını zorunlu kılmaz. Yüce Allah'ın ilmi alabildiğine geniş kapsamlıdır. Her şeyi kuşatmış durumdadır. Herhangi bir zaman ve kulların sonradan yaratılan dünyasında kendisinden sonra eylemin gerçekleştiği hiçbir harekete bağlı değildir.

İkinci yaklaşım: Hiçbir zamana ve kulların sonradan yaratılan dünyasında meydana gelen herhangi bir harekete bağlı olmayan bu ezeli ilim, insanların cehenneme gitmelerine müstehak olacak biçimde sapmalarına neden olan itici güçlerden biri değildir. Cehenneme gitmelerinin asıl nedeni kendileridir. Nitekim ayette deniyor ki:

"Onların kalpleri var, fakat anlamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler."

Onlar kendilerine verilmiş bulunan kalplerini, peygamberlerin misyonlarında hazır bulunan ve açık tutulan kalplerin aydınlanmış sağduyularını kavrayabilecekleri delillerine açmış değillerdir. Allah'ın bu evrendeki ayetlerini görmek ıçın gözlerini açmamışlardır. Yüce Allah'ın okunan ayetlerini dinlemek için onlara kulak vermemişlerdir. Onlar kendilerine verilmiş bulunan bu cihazları boş vermişler ve onları gereği gibi kullanmamışlardı. Gaflet içinde ve düşünmeden yaşayıp gitmişlerdir.

"Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da daha sapıktırlar. Onlar gaflet içindedirler."

Bunlar etraflarını kuşatan Allah'ın evrendeki ve hayattaki ayetlerini umursamamışlardır. Kendilerinin ve başkalarının başından geçen olaylardan habersiz yaşamışlar ve bu olaylardaki Allah'ırı kudretini ve azametini görmemişlerdir. İşte bunlar hayvan gibidirler. Hatta onlardan da daha sapıktırlar. Çünkü hayvanların doğuştan gelen yol gösterici içgüdüleri vardır. Cinler ve insanlar ise, anlayışlı bir kalple, görebilen bir gözle ve derleyebilen bir kulak ile donatılmışlardır. Onlar gerçeği kavramak için kalplerini, gözlerini ve kulaklarını açmadıklarından, hayatın önünden aldırmadan geçip kalplerini onun asıl anlamını ve amacını kavramak ıçın kullanmadıklarından, gözleri hayatın manzaralarını ve gerçeklerini görmediğinden, kulakları hayatın duygularını ve mesajlarını derleyip toplamadığından, değerlendirmediğinden... (Kendilerine verilen göz kulak gibi organları sadece akılsız hayvanların kullandığı gibi kullanıp akıl gibi büyük bir meziyeti hiçe saymış olmaları hesebiyle En'am -hayvan-dan alçaktırlar)Evet, bu durumda onlar, sadece yönlendirici fıtratlarından kaynaklanan içgüdüleri ile başbaşa bırakılan hayvanlardan daha sapıktırlar! Sonra da onlar cehennemin yakıtı olurlar! Allah'ın takdiri, dilemesine uygun olarak onları cehenneme sürükler. Zira Allah'ın dilemesi, onları bu yeteneklere uygun biçimde yaratmış ve onların ceza yasasını bu şekilde belirlemiştir. Dolayısıyla onlar Allah'ın ezeli ilminde olduğu gibi var oldukları zamandan itibaren cehennemin yakıtı olurlar! (Seyyid Kutub – Fizilal’in Kur’an)

Ruh ve beden ile beraber; akıl ve düşünce sahibi olan insanoğlu tekvini nizamı müşahede ve Allahü Teala (cc)'nın teşrii emirlerinin haklılığını idrak kabiliyetine rağmen Allahü Teala (cc)'nın rızası doğrultusunda yaşamaz ve emanete ihanet ederse aşağıların en aşağısına ve cehenneme müstehak olur.

Üstün meziyetleri muhafaza etmek ve ahde vefa etmekle ilgili hükümler İcmalen ve tafsilen Kur'an-ı Kerim'de ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünneti ile izah edilmiştir. İnsanoğlunun ebediyyen en üstün varlık olmak ile aşağıların en .aşağısına yuvarlanmak arasında tercih ve amel iktisabına sahiptir. Bu durum insan hürriyetinin kapsamını ifade etmektedir. İnsanoğlu kadar irade ve ihtiyar yetkisi kimseye verilmemiştir.

. Mahlukatın içerisinde ancak insanoğlu emaneti yüklenmiştir. Nitekim Allahü Teala (cc) şöyle buyurmaktadır:

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن 
يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

"Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. O-nu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.’’ (Ahzab 72)

İnsanın yüklendiği emanet; akıl ve düşünce kabiliyeti, yapılmasında sevab terkinde azab olan Allahü Teala (cc)'nın bütün emirleridir. İnsanın zalim ve cahil olması emaneti üstlendiği için değildir. İnsanoğlu emanetin kadrini bilmediği için cahil, emanete riyaet ve muhafaza etmediği ve emanetin zıttına bir hayata razı olduğu için zalimdir. Böylece akıl; emanetin gereği olan ilahi emirlere riayet ve muhafaza ile imtihan olunmaktadır. İmtihanı kazanmak veya kaybetmek de dünyada insanın ihtiyarına verilmiştir.

Emaneti üstlenmek insanın yüklendiği ilk ahiddir. Bu emanete riayet etmek ise "Ahde Vefa"dır. (Geniş bilgi için Şahımerdan Sarı – Ahde Vefa)

Ahde Vefa; dünya hayatında Allahü Teala (cc)'nın dinine (İslarn'a), indirdiği kitaba (Kur'an-ı Kerim'e) ve gönderdiği peygambere (Hz. Muhammed -sav-) tabii olmaktır.

İnsanoğlu İslam'dan başka din, Kur'an'dan başka kitap ve Hz. Muhammed (sav)'den başka önder kabul ettiği takdirde ahde vefasızlıkta bulunmuş olur. Ahdine vefasızlık yapanlarda Allahü Teala (cc)'nın azabını hak ederler. Zira insanların tamamı ilk ahdi (emaneti) kendi istekleri ile üstlenmişlerdir. Elbette Allahü Teala (cc)'nın ızdırari teklifleri vardır ama insana yöneltilen teklif ızdırari değil ihtiyaridir.

Şahımerdan Sarı Hoca'nın ''İslam Akaidi'' Kitabından Alıntıdır. 


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama