Video Foto Galeri Yazarlar
25.3.2017 - Cumartesi

Musa YILDIZ

DEĞİŞTİRMEK İSTEDİKLERİNİZE DÖNÜŞMEYİN

Allah Resulünün varisleri olan alimler ve alimler ile toplum arasında köprü niteliğinde olan davetçiler de, değiştirmek istediklerine dönüşmediler.

17 Mart 2017 18:16
A
a

Hamd yerleri, gökleri ve içindekileri bir düzene göre yaratan, bu düzenin sağlanması adına kitaplar ve peygamberler gönderen, gönderdiği şeriatlarla bütün yönetim sistemlerine meydan okuyan, yarattığı kullarını hangi yönetimle düzene koyabileceğini en mükemmel bir şekilde bilen, kalplerin ve akılların gerçek sahibi olan Allah’a (c.c.) olsun.

Selat ve selam onun nebisi olan, elçilik görevini hakkıyla yerine getirip, yirmi üç yıllık peygamberlik görevi boyunca tarihe damgasını vuran alimler,davetçiler ve mücahidler yetiştiren, en büyük örnekliğimiz ve en büyük öğretmenimiz olan Allah’ın Resulü Muhammed’e (s.a.s), aline ve ashabına olsun.

Peygamberler, Allah’ın kendilerine lütfettiği bir görev olarak gönderildikleri toplumlarda, her zaman için değişimin öncüsü olma yolunda en büyük örnekliği sergilemişlerdir. Değişimin temsilcisi olma şerefini kendilerine veren Allah- u teala, gönderdiği peygamberleri de bizler için ölçü kılmış ve iki kaynaktan biri olarak belirlemiştir.

Peygamberlerin gönderildiği toplumlara bakacak olursak; genel anlamda kötü olarak nitelendirilebilecek bütün özellikleri, kendilerinde barındırdıklarını kolayca görebilmekteyiz. Nitekim Arap Yarımadasını bu anlamda ifade etmeye çalışırsak, “kötü” kelimesi bu anlamlandırma için yetersiz kalacaktır. Çünkü, minik kızlarını diri diri toprağa gömen bir toplumu, ifade edebilecek bir kelime bulmakta zorlanıyorum gerçekten. Fuhşun had safhada olması sebebiyle, aile yapısına “sağlamdır” diyebileceğimiz örneklikler de azdı. Ve adını koymakta zorlandığımız bir çok kötülük..

Evet, böylesi toplumları ıslah etmek amacıyla Allah, değişimin öncüleri olan peygamberleri görevlendirmiştir. Dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum. Peygamberler, değiştirmek istedikleri toplumlara hiçbir zaman dönüşmemişlerdir. Allah’ın varlığına ve birliğine çağırırken, gördükleri bütün baskılar, eziyetler, sıkıntılar, zulümler onları yıldırmamış ve bu yolda sebat edip rablerine kavuşmuşlardır. Yalnızca zorluklar değil, bununla birlikte onlara sunulan bütün cazip teklifler de, onları değiştirememiştir. Yani peygamberler, kavimlerini değiştirmek isterken, kavimleri gibi olmamışlardır.

Peygamberler, değiştirmek istediklerine dönüşmediler.

Kendi oğlunun hidayetine vesile olmaya güç yetiremediği halde, dönüşmeyen bir peygamber; Nuh (a.s). 
"Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: "Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!
O, dedi ki; "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım". Nuh da "Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur." dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu." (Hud 42,43)
Aynı yatağı paylaşmasına rağmen, eşi tarafından inkâr edilen bir peygamber; Lut (a.s). Kavminin sapıklıkları ve eşinin inkârcılığı onun, kavmine dönüşmesini güç yetiremedi.

Evet, genel olarak birçok peygamber bu vb. durumlar ile karşılaşmış fakat karşılaştıkları bu durumlar karşısında değiştirmek istediklerine dönüşmemişlerdir. Özelde ise peygamber efendimiz (s.a.s), müşriklerin ileri gelenlerinin davasından vazgeçirmek için amcası aracılığıyla sundukları makam, mevki, kadın vb. teklifleri karşısında şu muazzam cevabı vermiştir: “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”

Allah Resulü’nün (s.a.s) eğittiği sahabeleri, değiştirmek istediklerine dönüşmediler.

Müslümanların ileri gelenlerinden olan Ebu Bekir (r.a), Allah Resulüne iman etti diye, Mescid-i Haram’da bayılıncaya kadar dövüldü. Dayak yediğinden dolayı yüzü, gözü tanınmaz hale gelmesine rağmen, uyandığında ilk sözü Allah Resulü’nü (s.a.s) sormak olmuştur.

Müşrikler, Bilali Habeş’i (r.a) işkence ettikten sonra Mekkeli çocukların eline vermiş, çocuklar onu mahallelerde dolaştırarak eziyet edip alay konusu yapmışlardır.

İbn Mes’ud (r.a), müşriklerin karşısında korkusuzca Rahman Süresi'ni okuyunca, Mekkeli müşrikler etrafına üşüşüp onu tanınmayacak hale getirene kadar dövdüler. Arkadaşları gelip onu götürdüğünde, başka bir gün tekrar Allah’ın kelamını okuyor ve tekrar tanınmayacak hale gelene kadar dövülüyor.

Bakınız Allah Resulü (s.a.s) vefat edince, Müslümanların arasında bir kargaşa çıkıyor. Daha sonraları iman edenlerden bazıları toplu olarak dinden irtidad etmeye başlıyorlardı. Ömerler'in, Osmanlar'ın, Aliler'in olduğu bir ortamda, artık her şeyin bittiğini düşünüp ümitsizliğe kapılmaya başlanmışken, Müslümanların ileri gelenlerinden olan Ebu Bekir (r.a) ortaya atılarak 
“ Kim Muhammed’e ibadet ediyor idiyse bilsin ki, Muhammed(s.a.s) ölmüştür. Kim Allah’a ibadet ediyorsa, bilsin ki Allah ölmeyecek diridir.” diyerek gönüllerde umutlar yeşertmiştir. Böylesi kötü durumda olmalarına rağmen onlar, değiştirmek istediklerine dönüşmeyip değiştirmek istediklerini değiştirmeyi başarmışlardır.

Allah Resulünün varisleri olan alimler ve alimler ile toplum arasında köprü niteliğinde olan davetçiler de, değiştirmek istediklerine dönüşmediler.

Bağdat’ın valisi, “Kur’an mahluktur” fikrini insanlara kabullendirmek isteyerek, bir çok alimi tutuklanıp zincire vurdu. Bu alimlerin başında ise, İmam Ahmed İbn Hanbel (r.h) gelmektedir. Yönetimin, zulüm ve işkenceleri üzerine bir çok alim kendi görüşünden taviz verirken, İmam Ahmed ibn Hanbel “Kur’an mahluktur” sapıklığını kabul etmeyip 28 ay boyunca zindan hayatı yaşamıştır.

Zindan hayatı onu inancından taviz vermeye yetmeyince, bu durum karşısında emeline tam anlamıyla ulaşamayan yönetim; işkence faslına geçmeye karar vermişti. O büyük alim, o bilge insan, o büyük müçtehit; kırbaçlanarak işkence edildi. Neticede, İmam Ahmed İbn Hanbel’i dönüştüremeyeceklerini anladıklarında, serbest bırakmaya karar verdiler. İmam Ahmed, sağlığına kavuşunca, insanlar arasında tekrar ders vermeye başladı. Tabi görüşünden taviz vermemesi, insanlar arasındaki itibarını ciddi anlamda artırmıştı. Zulümler genel olarak birçok muhaddis üzerinde uygulanırdı. Evet, İmam Ahmed İbn Hanbel’i işkencelerle dönüştüremediler.

Yakın zamanımızda, despot yönetime karşı “Kur’an, namusu ekberdir” diyerek bu yolda canını veren cihad önderi, Şeyh Said vardır.

“Emperyalizmi ruhlarınızdan atın, o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır” diyerek, olumsuz değişimin temel çözümünün formülünü veren bir Hasan El Benna vardır.

Ve birçok Alim ve Davetçi örneklikleri…

Peygamberler değiştirmek istediklerine dönüşmedi. Çünkü peygamberler, Allah’ın özel olarak seçip, indirdiği Kitaplar ile eğittiği kullarıdır. Bu nedenle onların, değiştirmek istediklerine dönüştüğüne şahit olunmamıştır. Allah’u teala, özel olarak seçip eğittiği peygamberleri ile dünyadaki bütün mahlukatlara meydan okumuş, buna karşın biz insanlara kalan ise, yalnızca acizlik olmuştur.

Allah resulü (s.a.s) Dar’ul Erkam’ı, gizli davet boyunca bir eğitim merkezi olarak kullanmış, Allah Kur’an ile elçisini, elçisi ise Kur’anı merkezine alarak sahabelerini eğitmiştir. Gizli davet olarak adlandırılan bu üç senede Allah resulü, sahabelerinin sağlam bir akideye sahip olmaları için gerek teorik olarak gerekse de, pratik olarak onlarla özel olarak ilgilenmiştir. Nitekim açık davete geçildiğinde nasıl bir eğitim aldıklarını, değiştirmek istediklerine dönüşmeyerek göstermiş oldular. Aldıkları sağlam bir akide sonucunda, dünyanın dört bir tarafına yayılan bir medeniyet kurdular. Nice alimler, nice davetçiler ve nice mücahitler sağlam bir akide ile dünyaya meydan okudular. Onlardan sonra gelen tabiinler ve etba-i tabiinler de, onların yolundan giderek yükseldiler.

Bu nedenle bizler insanları değiştirmeden önce kendimizi değiştirmeliyiz. Unutmamalıyız ki, kendini değiştiremeyen insanlar başkalarını değiştiremezler. Allah resulünün yönteminden bunu daha iyi bir şekilde idrak edebiliyoruz. Çünkü, sahabelerin ruhi inşasını gerçekleştirmek için, ibadetlerine yoğunlaşılması gerekliliğini öğretti.

Amel ve sözlerimizi, sağlam bir akideye oturtmadığımız müddetçe, küffar ordusunun zihinleri işgal ettiği böylesi bir dönemde; imanımızı kontrol edemeyeceğimiz için ister-istemez düşman safında yer alırız. Allah muhafaza en son küffar ordusuna muhbirlik yapabilecek dereceye gelebiliriz.

Kendini değiştiremeyen insanlar, değiştirmek istediklerine dönüşürler. Değiştirmek istediklerine dönüşmeyen insanlar; sağlam bir akide ile iman eden, sünnete uygun bir şekilde amel eden, amel ettiğini insanlara anlatıp davet eden ve davet ettiklerinin zahmetine sabredip sebat edenlerdir. İşte bunlar, bütün insanların hüsranda olduğu bir zamanda, hüsranda olmayan insanlardır.

Son sözümüz; Rabbim; Şeytan ve nefsimizin bizleri değiştirmek istediklerimize dönüştürmesine müsaade etme.’Üzerimize sabır yağdır ve bizleri Müslüman olarak öldür’.

Selam ve dua ile…

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama